Anasayfa

DANIŞTAY VE YARGITAY KANUNU HAKKINDA

YASA ÇIKTI VE ÜYELER YENİDEN BELİRLENDİ

Danıştay’ı bilmiyoruz ama, Yargıtay’da yenilenen üyelerin listesine baktığımızda bir çok değerli ve yakından tanıdığımız yargıçlarımızın yerlerinde kaldıklarını görüp sevindik.
         Bu bir arındırmadır. Bununla, daha önce yapılan hatalı düzenlemelerden dönülmüş; sakıncalı durumlar “bir ölçüde” giderilmiş oldu.

Ama bizim önceki yazımızdaki kaygılarımız devam ediyor. İlgi alanımız politika değildir. Salt hukukla ve yargı düzeniyle ilgileniyoruz. Bu bağlamda:

1) Danıştay ve Yargıtay üyeliklerinin (12) yıl ile sınırlandırılmasını doğru bulmuyoruz. Önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, bir yargıç kolay yetişmiyor. Hukuk sonu gelmez ve sürekli bir öğrenmeyi, yılların deneyim ve birikimini gerektiriyor. Geçmişte çok değerli bir Yargıtay Üyesi olan Demir Dai, “Tam hukuku öğrenmeye başlamıştım, yaş haddinden emekli ettiler” demişti. Onun bu sözü çok önemli ve çok anlamlıdır.

2) Yargıçların (sıradan devlet memurları gibi) yaş haddinden emekliliği bugüne kadar hukuk için, yargı için büyük kayıplara neden olmuştur. Bilindiği gibi, kırk yaşından sonra kişilerin gerçek yaşları, doğum tarihlerine ((yıllanmalarına) göre değil, sağlık ve dinçlik durumlarına (biyolojik yaşa) göre belirlenir. O nedenle, bugüne kadar yargıçlar için yaş haddi (emeklilik yaşı) sınırlaması çoktan kaldırılmalıydı. Nice değerli yargıcımız altmışbeş yaşını doldurmalarına karşın son derece dinç, sağlıklı olarak görev yapabilecekler ve hukukumuza çok değerli katkılarda bulunabilecekler iken, ülkemiz ve hukukumuz bu olanaktan yoksun bırakılmıştır.

3) Yargıtay ve Danıştay içtihat üretme yerleridir. Bunun için bilgi birikimi ve yılların deneyimi gerekir. Yaş sınırı kaldırılmalıdır. Hiç olmazsa, şimdilik, üyeler yaş haddine kadar görevlerini sürdürmelidirler.

 4) Bizim yıllardır beklentimiz ve özlemimiz, bilgi birikimleri ile ün salmış (hatta yargıçlığın yanı sıra akademik çalışmalar yapmış, kitaplar ve makaleler yayınlamış) yargıçlarımızın Yargıtay’a ve Danıştay’a üye yapılması ve yaş sınırının kaldırılması idi.
               5) Yargının bağımsızlığı, yargıçların özgürlüğü için, kendi aralarında seçimle göreve gelen ayrı ayrı Yargıçlar Kurulu ve Savcılar Kurulu oluşturulmalıdır.

Şimdilik söyleyeceklerimiz bu kadar.

 

TRAFİK VE TAŞIMA YASALARINDA 6704 SAYILI YASA İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER HAKKINDA

 ÖZET:

          1)  Sigorta şirketlerinin yüksek miktarda tazminat ödedikleri ve zarar ettikleri yakınmalarına çözüm arayışı içinde, Hazine Müsteşarlığı tarafından 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe konulan Trafik Sigortası Genel Şartları’nın (Anayasa’ya, temel yasalara, insan hakları sözleşmelerine ve sorumluluk hukukunun evrensel ilkelerine aykırı olması nedeniyle) Danıştay’da iptal davaları açılması üzerine, bu kez 6704 sayılı Torba Yasa’nın 3-6 maddeleriyle  2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun ve 17’inci maddesiyle 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun bazı maddeleri değiştirilerek veya kaldırılarak,  Anayasa’nın 10-13-19-36-90-138.maddelerine, İnsan Hakları Sözleşmelerine, Sorumluluk Hukukunun (evrensel) temel ilkelerine, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun sorumluluklara ilişkin hükümlerine, özellikle 20-53-54-55 maddelerine, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun  1451.maddesi ile 914.maddesine aykırı düzenlemeler yapılmış; ayrıca, 2918 sayılı  Karayolları Trafik Kanunu’nun 95.maddesi ile 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 6 ve 7.maddeleri gözden kaçırılarak değişen yasaların kendi içlerinde çelişen durumlar  yaratılmıştır.

2)  Ülkemizde akılalmaz biçimlerde ve çok sayıda  trafik kazaları yüzünden, sigorta şirketlerinin tazminat ödemelerinin, onların mali güçlerini aşacak noktaya geldiği doğru olabilir. Ancak bunu önlemenin yolu, trafik kazalarından zarar görenlerin haklarını kısıtlamak ve hiçbir hukuk sisteminde görülmeyen biçimde yasalarda değişiklik yapmak değildir; böyle bir çözüm açıkça yasalara, Anayasa’ya, İnsan Hakları Sözleşmelerine aykırıdır.   

3) Kazaları azaltma yönünde girişimlerde bulunmak, akılcı çözümler üretmek, önlemler alınmasını istemek yerine, insan haklarına ve kutsal yaşama hakkına aykırı bir biçimde yasalarda değişiklik yapılarak tazminat haklarının kısıtlanmak istenmesi hiç doğru olmamıştır. Bu bir “insan hakları” sorunudur. Bu bir hukuk ve vicdan sorunudur. Yasalarda değişiklik yapanlar, hukukça korunması gereken en yüce hakkın “yaşama hakkı” olduğunun ayırdına ve bilincine varamamışlardır.

    DEĞİŞİKLİKLERİN HANGİ YASALARA AYKIRI OLDUĞU

1) 2918 sayılı KTK’nun değiştirilen 90.maddesinde “Tazminatlar, genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir” denilerek, genel işlem şartı (tek yanlı sözleşme) niteliğindeki sigorta genel şartlarına “yasaların üstünde” bir güç tanınmış olup, hiçbir hukuk sisteminde olmayan, hukuk ve adalet ilkelerine aykırı bu düzenleme:

Devamını oku...

 

DUYURU

                                                      TRAFİK KAZALARI

    Hukuk ve Ceza Sorumluluğu

Tazminat ve Sigorta

(Kitap olarak yayınlanacaktır)

 

 

YARGI'DA BİLİRKİŞİLİK

 

                            YARGI'DA BİLİRKİŞİLİK VE BİLİRKİŞİLİK YASA TASLAĞI
                                                               HAKKINDA GÖRÜŞLER                                               

I- KONUYA GENEL BAKIŞ
                 Yargıda “bilirkişilik” konusunda yıllardan beri sorunlar yaşanmakta ve çözümler aranmakta ise de, süregelen tartışmalarda hep yüzeyde kalınmış, işin özüne inilmemiştir. Bu konuda düzenleme yapmaya kalkışanlar, hiç bir zaman uygulamada neler olup bittiğini, ne gibi sıkıntılar yaşandığını, sorunların neler olduğunu yeterince araştırmamışlar; bu yüzden çözüm önerileri, anlaşılmaz bir mantıkla hep kurulu düzeni bozma ve sorunları artırma biçiminde gelişmiştir. Özellikle usulhukukçuları, ülkemiz yargısının işleyişini ve ülke gerçeklerini saptamak yerine, yabancı ülkelerin yargılama yasalarını kopyalama yolunu seçmişler; onu dahi doğru dürüst yapamayıp hep bir yerlerini eksik bırakmışlardır.

Sorunun çözümü ve olması gerekeni belirlemek için, önce şu konuların tartışılması gerekmektedir:
1) Yargıç, hangi konularda bilirkişiye başvurmalı, kimleri, niçin ve nasıl “bilirkişi” olarak atamalıdır?
2) Bilirkişilerin yalnızca bir meslek dalından olmaları yeterli midir, yoksa belli bir konuda “uzmanlaşmış” olmaları mı aranmalıdır; kimler uzman sayılmalı ve uzmanlığın ölçütü (kriteri) ne olmalıdır ?
3) Yargıçların bilirkişi seçiminde büsbütün özgür olmaları, diledikleri kişiyi bilirkişi olarak atamaları gerekli değil midir? 6100 sayılı HMK.268.maddesine ve önerilen yasa taslağına göre, her yıl için önceden hazırlanmış “bilirkişi listeleri”nden atama yapmak zorunda bırakılmaları doğru mudur?
4) Bilirkişilik, bağımsız bir meslek olmadığına göre, Adalet Bakanlığı'nın hazırladığı Bilirkişi Kanun Taslağı'nda önerildiği gibi, başvuran kişilere "bilirkişilik eğitimi" verilmesi ve bu kişilerin sınavdan geçirilmesinden sonra, (tıpkı Bakanlığa personel alır gibi) bu kişilerin bilirkişi listelerine alınması doğru bir uygulama mıdır ? Böyle, eğitim verilmiş ve sınavdan geçirilmiş kişiler "uzman" mı sayılacaktır ?
5) Gerek 6100 sayılı HMK'daki, gerek Bilirkişilik Kanun Tasarısı'nda yer alan hükümler, Anayasa’nın 138.maddesine aykırı değil midir ?

Devamını oku...

 

Yeni Trafik Sigortası Genel Şartları

Genel

             YENİ TRAFİK SİGORTASI GENEL ŞARTLARI
                    YASALARA, SORUMLULUK HUKUKU İLKELERİNE
               VE YARGITAY'IN YERLEŞİK KARARLARINA AYKIRIDIR

     I- GENEL AÇIKLAMALAR

    1- Yeni Genel Şartlar
         14 Mayıs 2015 gün 29355 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak 01 Haziran 2015 tarihinde yürürlüğe konulan yeni Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (kısa adıyla Trafik Sigortası) Genel Şartları ve eklerinde yer alan destekten yoksun kalma ve bedensel zararlar nedeniyle tazminat hesaplama yöntemlerinin (sınırsız bir yetkiyle) Hazine Müsteşarlığınca belirleneceğine, belli formüller ve kriterler uygulanacağına ilişkin düzenlemeler, yasalara, sorumluluk hukukunun temel ilkelerine, Yargıtay'ın yerleşik ve ilkeleşmiş kararlarına aykırıdır. Özetle:

1- Yeni Genel Şartlar yasalara aykırıdır.

Anayasa'nın eşitlik ilkesine, hiç bir kişiye ve zümreye imtiyaz tanınamayacağına ilişkin 10.maddesine, kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel ilkelerine göre ödeneceğine ilişkin 19/Son maddesine, hakimlerin görevlerinde bağımsız olduklarına, hiçbir organ ve makamın yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremeyeceğine, genelge gönderemeyeceğine, telkinde bulunamayacağına ilişkin 138. maddesine;

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1451.maddesinin "Bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, sigorta sözleşmeleri hakkında Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır" hükmü gereğince, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20.maddesi 4.fıkrasındaki kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülüyor olsa dahi, genel işlem şartı niteliğindeki sigorta genel şartlarının yasalara aykırı hükümlerinin geçersiz olacağına; gene 6098 sayılı TBK'nun"destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağına" ilişkin emredici nitelikteki 55.maddesine;
             2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağına" ilişkin 90.maddesine; "Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hallerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğine"ilişkin 95.maddesine; işleten ve sürücü yakınlarının üçüncü kişi sıfatıyla ve sosyal risk ilkesi gereği işletene ait aracın Trafik Sigortasından yararlanma hakları bulunduğuna ilişkin 92/b maddesine aykırıdır.


Devamını oku...

 

İŞ KAZALARINDA ANA BABAYA HAKSIZLIK

Genel

                      İŞ KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT DAVALARINDA
                                                   YARGITAY ÖZEL DAİRESİ'NİN
                                     İŞÇİNİN ANA VE BABASINA HAKSIZ UYGULAMALARI

Konunun önemi ve özeti:

 İş kazasında ölen işçinin anne ve babası sigortalı bir işte çalışıyorlarsa veya sigorta emeklisi iseler, Sosyal Güvenlik Kurumu onlara gelir bağlamadığı için, Yargıtay 21.Hukuk Dairesi, akılalmaz ve anlaşılmaz bir mantıkla (Yargıtay'ın başka Özel Dairelerinin kararlarına aykırı biçimde) onların destekten yoksun kalma tazminat davalarını reddetmekte; böylece Borçlar Yasası'nın tanıdığı tazminat hakkını ortadan kaldırmakta; dahası zarar sorumlularını tazminat ödemekten kurtarmaktadır.

Şimdi bakınız: Son bir yılda iş kazalarında ölen işçilerin büyük bölümü yoksul ailelerin çocukları. Bunların babaları da sigortalı işçi. Çoğu baba-oğul maden işçisi. Maden işçisi oğlunu kaybeden maden işçisi baba, kendisi sigortalı olduğu için, Sosyal Güvenlik Kurumu ona ölen oğlundan dolayı gelir bağlamamakta. Buna bir diyeceğimiz yok. Ama, Sosyal Güvenlik Kurumu gelir bağlamadı diye, yoksul işçi babanın destekten yoksun kalma tazminatı davasının reddedilmesi hangi gerekçeye dayanıyor? Bunun mantığı ve yasal dayanağı var mıdır ? Yargıtay 21.Hukuk Dairesi neden bu haksızlığı yapıyor, neden Borçlar Kanunu'nun tanıdığı bir hakkı, Sosyal Güvenlik Yasası ile ilişkilendirip yoksul ana ve babaların tazminat hakkını engelliyor?

Ve 21.Hukuk Dairesi bu kararlarıyla, iş kazalarının sorumlusu işverenleri, dev şirketleri, holdingleri, örneğin Soma ve Ermenek kazalarının, asansör kazasının sorumlusu şirketleri tazminat ödemekten kurtarıyor.

Özel Dairenin bu haksız ve insafsız kararları yüzünden, yoksul ana babalar kazanın sorumlusu büyük şirketlerden tazminat alamıyorlar, evlât acısıyla bağırlarına taş basıyorlar.
                Oysa, Yargıtay'ın öteki daireleri bu haksızlığı yapmıyorlar. Örneğin, çok zengin bir ailenin yüksek kazancı olan yetişkin oğulları trafik kazasında ölürse, varlıklı anne baba, çok yüksek miktarda tazminat alabiliyorlar. Buna karşılık yoksul ana baba, iş kazasında ölen oğullarından dolayı, kendileri de sigortalı oldukları için işverenden veya başka sorumlulardan tazminat alamıyorlar.

Böyle hukuk olur mu ?

Bu haksız ve insafsız uygulamaya son verilmesi için, Yargıtay'dan İçtihadı Birleştirme Kararı verilmesini istemiş bulunuyorum. Aşağıda bunun gerekçelerini açıkladım.
                     Okuyunuz ve bu haksızlığın ivedi sona erdirilmesi için beni destekleyiniz.


Devamını oku...

 

BELİRSİZ ALACAK DAVASINDA MANEVİ TAZMİNAT İSTENMESİ

BELİRSİZ ALACAK DAVASINDA   MANEVİ TAZMİNAT NASIL İSTENMELİ

1- Belirsiz alacak davasında, harca esas "simgesel" bir değer belirtilerek manevi tazminat istenebilir; kesin miktarlar karar öncesinde açıklanıp, mahkemece hüküm altına alınabilir.

 a) Ölüm nedeniyle destekten yoksunlukta ve bedensel zararlarda, başlangıçtaki yoğun belirsizlik nedeniyle, maddi tazminatta olduğu gibi, manevi tazminatta da dava dilekçesinde harca esas "simgesel" bir değer gösterilerek manevi tazminat istenebilir. Davanın son aşamasına gelindikten ve maddi tazminata ilişkin hesap raporu verildikten sonra, karar aşaması öncesinde manevi tazminata ilişkin "istek miktarları" açıklanıp mahkemeden hüküm altına alınması istenebilir.

  b) Belirsiz alacak davasında, harca esas bir "simgesel değer" gösterilerek "manevi tazminat" istenebileceği, bilim çevrelerince kabul edilmekte; "manevi tazminat davalarında, Alman ve İsviçre hukukunda kabul edildiği gibi, belirsiz alacak davasının uygulanmasına imkan tanınması; manevi tazminat isteminde, davacı, uğradığı zararın tümünün tazminini dava konusu yaptığına göre, hakimin, davacının dava açtığı anda göstermiş olduğu "geçici değer" ile bağlı kalmaksızın, olayın özelliklerini de dikkate alarak uygun miktarda manevi tazminata hükmedebilmesi" yönünde görüş belirtilmekte; bunun manevi tazminatın tekliği ve bölünmezliği ilkesine aykırı düşmeyeceği" söylenmektedir.

  c) Bu yöntem, yani belirsiz alacak davasında maddi tazminat istenirken, ayrıca harca esas "simgesel" bir rakam belirtilerek manevi tazminat istenmesi, yargılamanın hüküm aşaması öncesinde de zarar ve kapsamı kesin belli olduktan sonra, manevi tazminata ilişkin istek tutarları her bir davacı için ayrı ayrı açıklanıp harcı yatırılarak hüküm altına alınması biçimindeki uygulama, usul ekonomisine de uygun düşecektir. Çünkü, ayrı bir dava ile manevi tazminat istenmesi veya davacının belirsiz alacak davasının başında (henüz zarar ve kapsamı belli olmadan) rastgele miktarlar üzerinden manevi tazminat istemeye zorlanması, hak arayanların önüne gereksiz engeller koymaktan ve onlara güçlük çıkarmaktan başka bir işe yaramayacaktır.


Devamını oku...

 

Yeni Yasal düzenleme

 

İDARİ YARGI’DA VE ASKERİ YARGI’DA AÇILACAK TAZMİNAT DAVALARINDA
ZARARIN TAMAMI HÜKÜM ALTINA ALINABİLECEK

Bugüne kadar süregelen ve pek çok hak kayıplarına neden olan uygulamaya göre, İdari Yargı’da ve Askeri Yargı’da açılan destekten yoksun kalma ve beden gücü kayıpları nedeniyle tazminat davalarında, İdare Mahkemeleri, dava dilekçesindeki istek tutarı ile sınırlı olarak karar veriyorlardı ve daha yüksek bir tazminat hesaplanmışsa tamamı istenemiyordu. Örneğin, dava dilekçesinde 30.000 TL. maddi tazminat istenmiş olup da, bilirkişi 70.000 TL. hesaplamışsa, 40.000 TL’lık bölümü istenemiyordu.

Bu olumsuz, yanlış ve haksız uygulama yeni yasa değişikliğiyle son buldu.Şöyle ki:

Devamını oku...

 
Arabul
Özel Arama
Kimler Sitede
Şu anda 217 konuk çevrimiçi

Telif Hakkı © 2009 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır. - Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.