Anasayfa

SİGORTACILIKTA TAHKİM

Genel

                                           SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU

                                                                                                                           ÇELİK AHMET ÇELİK
            I- GENEL OLARAK TAHKİM
              Tahkimin hukuk sözlüğündeki anlamı, bir anlaşmazlığın ve uyuşmazlığın çözümü için, mahkeme yerine, hakeme başvurulmasıdır. Tahkim,yalnızca çekişmeli yargıya giren uyuşmazlıklarda olanaklıdır. İdari yargıda, ceza yargısında, çekişmesiz yargıda (HMK.m.382 vd.) tahkim söz konusu olmaz.

1- Tahkimin türleri
Tahkim (hakeme başvurma), isteğe bağlı ve zorunlu olmak üzere iki türlüdür.

a) Zorunlu tahkimde,hangi durumlarda hakeme başvurulacağı özel yasalarla belirlenir. Zorunlu tahkime bağlı iş ve anlaşmazlıklarda, taraflar, mahkemelerde dava açamazlar; özel yasada belirtilen hakemlere başvurmak zorundadırlar.
Zorunlu tahkim yollarından bizi ilgilendiren ikisini belirtmekle yetineceğiz. Bunlardan biri 2822 sayılı yasada yer alan toplu iş uyuşmazlıkları, öteki Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun ilgili maddeleridir,


 

b) İsteğe bağlı tahkimde, taraflar, uyuşmazlığın çözümü için (mahkemeye gitmek yerine) kendi aralarında seçtikleri hakemlere başvurabilirler. Böyle bir durumda, hiç bir resmi sıfatı olmayan hakem veya hakemler, tıpkı bir mahkeme gibi, taraflar arasındaki uyuşmazlığı inceleyip karara bağlarlar. (6100/HMK. m.407-444)
İsteğe bağlı tahkim sözleşmeye dayanır ve tarafların iradesine bağlı uyuşmazlıklarda geçerlidir. Buna "tahkime elverişlilik" denir. (HMK.m.408) Örneğin,taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir. Bunun gibi, boşanma davaları, soybağı ile ilgili anlaşmazlıklar, iflas davaları için de tahkim sözleşmesi yapılamaz. Buna karşılık alacaklar, eser sözleşmesi tahkimin konusu olabilir. Özetle, sulh olunamayacak anlaşmazlar tahkime elverişli değildir.

2- İsteğe bağlı tahkimde sözleşme türleri
İsteğe bağlı tahkim iki sözleşmeden oluşur.

a) Birincisi, tahkim sözleşmesidir. Tarafların sözleşmeden veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir bölümünün çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.Tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki bir hukuki ilişkiyi düzenleyen yeni bir sözleşmenin şartı veya ayrı bir sözleşme biçiminde yapılabilir. Tahkim sözleşmesi yazılı şekilde yapılır. Yazılı şekil şartının yerine getirilmiş sayılması için, tahkim sözleşmesinin taraflarca imzalanmış yazılı bir belgeye veya taraflar arasında teati edilen mektup, telgraf, teleks, faks gibi bir iletişim aracına veya elektronik ortama geçirilmiş olması ya da dava dilekçesinde yazılı bir tahkim sözleşmesinin varlığının iddia edilmesine davalının verdiği cevap dilekçesinde itiraz edilmemiş olması yeterlidir. Asıl sözleşmenin bir parçası hâline getirilmek amacıyla tahkim şartı içeren bir belgeye yollama yapılması hâlinde de tahkim sözleşmesi yapılmış sayılır.Tahkim sözleşmesine karşı, asıl sözleşmenin geçerli olmadığı veya tahkim sözleşmesinin henüz doğmamış olan bir uyuşmazlığa ilişkin olduğu itirazında bulunulamaz.Yargılama sırasında tarafların tahkim yoluna başvurma konusunda anlaşmaları hâlinde, dava dosyası mahkemece ilgili hakem veya hakem kuruluna gönderilir.(HMK.m.412)

b) İkincisi, hakem sözleşmesidir. Bu sözleşme, taraflar ile hakemler arasında yapılır. Bununla taraflar, aralarındaki uyuşmazlığın hakemlerce çözümlenmesini önerirler; hakemler de uyuşmazlığa bakmayı kabul ederler. Uygulamada bu iki sözleşme çoğu kez ayrı yapılmaz ve her ikisini de kapsar biçimde hakem sözleşmesi terimi kullanılır.

3-Tahkim sözleşmesinin özellikleri
a) Tahkim sözleşmesi yapan taraflardan biri, hakemlere başvurmayıp, doğrudan dava açarsa, karşı taraf tahkim ilk itirazında bulunabilir. (HMK.m.116/b) Bu durumda mahkeme, tahkim itirazını kabul eder ve davayı usulden reddeder. (HMK.m.413/1)

b) Tahkimin süresi, taraflar aksini kararlaştırmadıkça, bir hakemin görev yapacağı davalarda hakemin seçildiği, birden çok hakemin görev yapacağı davalarda ise hakem kurulunun ilk toplantı tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde, hakem veya hakem kurulunca esas hakkında karar verilir. Tahkim süresi, tarafların anlaşmasıyla; anlaşamamaları hâlinde ise taraflardan birinin başvurusu üzerine mahkemece uzatılabilir. Mahkemenin, bu konudaki kararı kesindir.(HMK.m.427)

4- Hakem kararların karı iptal davası açılabilmesi
Hakem kararlarına karşı başvuru yolu "iptal davası"dır. İptal davası,tahkim yerindeki mahkemede açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür. (HMK.m.439)

a) İptal sebepleri, 439.maddenin 2.fıkrasında sınırlı sayıda belirlenmiş olup, bu hükme göre: (a) Tahkim sözleşmesinin taraflarından birinin ehliyetsiz ya da tahkim sözleşmesinin geçersiz olduğu; b) Hakem veya hakem kurulunun seçiminde, sözleşmede belirlenen veya bu Kısımda öngörülen usule uyulmadığı; c) Kararın, tahkim süresi içinde verilmediği; ç) Hakem veya hakem kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar verdiği; d) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan bir konuda karar verdiği veya talebin tamamı hakkında karar vermediği ya da yetkisini aştığı; e)Tahkim yargılamasının, usul açısından sözleşmede veya bu yönde bir sözleşme bulunmaması hâlinde, bu Kısımda yer alan hükümlere uygun olarak yürütülmediği ve bu durumun kararın esasına etkili olduğu; f) Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediği; g) Hakem veya hakem kurulu kararına konu uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmadığı; ğ) Kararın kamu düzenine aykırı olduğu, iptal davasına bakan mahkemece tespit edilirse, hakem kararları iptal edilebilir.

b) İptal davası bir ay içinde açılabilir. Bu süre, hakem kararının veya tavzih, düzeltme ya da tamamlama kararının taraflara bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Hakem kararına karşı iptal davası açılması kararın icrasını durdurmaz. Ancak taraflardan birinin talebi üzerine hükmolunan para veya eşyanın değerini karşılayacak bir teminat gösterilmek şartı ile kararın icrası durdurulabilir. (m.439/4)

c) İptal davası hakkında verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz incelemesi, bu maddede yer alan iptal sebepleriyle sınırlı olarak, öncelikle ve ivedilikle karara bağlanır. Temyiz, kararın icrasını durdurmaz. (m.439/6)

II- SİGORTACILIKTA TAHKİM

1- Sigortacılıkta tahkim nedir
Sigorta ettiren, sigorta sözleşmelerinden yarar sağlayan kişiler ile haksız ve hukuka aykırı eylemlerden zarar gören kişilerin, zorunlu sigortalardan tazminat istekleri konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümü amacıyla, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesiyle Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği çatısı altında Sigorta Tahkim Komisyonu kurulmuştur.

Komisyon, bir Müsteşarlık temsilcisi, iki Birlik temsilcisi, bir tüketici derneği temsilcisi ile Müsteşarlıkça belirlenecek bir akademisyen hukukçu temsilcinin katılımı ile oluşur. Uyuşmazlıklar, sigorta hakemleri ve raportörler aracılığıyla çözülür.

Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 2.maddesine göre: "Sigorta Tahkim Komisyonu, Komisyon üyeleri, Komisyon müdürü ve Komisyon müdür yardımcıları, büro müdür ve müdür yardımcıları, sigorta raportörleri ve diğer personel, sigorta hakemleri, itiraz hakem heyetleri, itiraz yetkilisi, Türk Ticaret Kanunu hükümleri ile özel kanunları uyarınca sigorta sözleşmesi yapan diğer kuruluşlar Yönetmelik kapsamındadır.

2- Sigortacılıkta tahkimin türü
Sigortacılıkta tahkim, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 30.maddesinde düzenlenmiş olup, zorunlu olmayan, "isteğe bağlı" bir tahkim yoludur. Ancak, 6100 sayılı HMK'daki isteğe bağlı tahkim türünden ayrı olarak, hakemler taraflarca seçilemeyip (HMK.m.416), komisyon tarafından atanırlar. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'na göre düzenlenen "hakem listeleri"nde yer alan kişiler sırayla görevlendirilerek, uyuşmazlıkları inceler ve karara bağlarlar. Aynı uygulama Tüketici Hakem Heyetlerinde de geçerlidir. Yani hakemleri taraflar seçmeyip, kurulca hangi hakem veya hakem kurulu görevlendirilmişse, onlar uyuşmazlığı inceleyip çözüme bağlarlar.

3- Tahkim görevlileri
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun "tanımlar" başlıklı 2.maddesine ve Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin gene "tanımlar" başlıklı 4.maddesine göre, tahkim görevlileri şunlardır:
Komisyon: Sigorta Tahkim Komisyonu
Komisyon Başkanlığı: Komisyonun işleyişi ile ilgili kararları almaya yetkili birim
Sigorta hakemi: Sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkları çözen kişi
Sigorta raportörü: Sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümü amacıyla Komisyona intikal etmiş şikayetler üzerinde ön incelemeyi yapan kişi
İtiraz hakem heyeti: Sigorta hakem kararlarına karşı yapılan itiraz talebini incelemek üzere Komisyon tarafından oluşturulan üç kişilik hakem heyeti
İtiraz yetkilisi: itiraz hakem heyetine intikal etmiş dosyalar üzerindeki ön incelemeyi yapan kişi

4- Sigorta Tahkim Komisyonu'na hangi durumlarda başvurulur
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesi 13.fıkrasına göre, Komisyona başvurulabilmesi için, sigortacılık yapan kuruluşla uyuşmazlığa düşen kişinin, uyuşmazlığı oluşturan olay ile ilgili olarak sigortacılık yapan kuruluşa gerekli başvuruları yapmış ve talebinin kısmen ya da tamamen olumsuz sonuçlandığını belgelemiş olması gerekir. Sigortacılık yapan kuruluşun, başvuru tarihinden itibaren onbeş iş günü içinde yazılı olarak cevap vermemesi de Komisyona başvuru için yeterlidir.

Yukardaki Yasa hükmünü, konumuz yönünden somutlaştırarak, Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurma koşullarını şöyle açıklayabiliriz:

1. Haksız eylem veya hukuka aykırı bir olay sonucu ölen kişinin desteğinden yoksun kalan yakınları gerekli tüm belgelerle sigorta şirketine başvurmuş olmalıdırlar.
2. Sigorta şirketi:
a) Yasalarda belirtilen süre içinde yanıt vermemiş ve tazminat ödememiş olmalıdır.
b) Haklı bir neden olmaksızın tazminat isteğini reddetmiş olmalıdır.
c) Ya da yetersiz ve eksik ödeme yapmış olmalıdır.
d) Veya onbeş gün içinde yazılı olarak cevap vermemiş olmalıdır. (Bu süre, 2918 sayılı KTK'nun 98. ve 99.maddeleri ile 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun 22.maddesine göre (8) gündür.)

5- Komisyona başvurulamayacak durumlar
Yasanın 30.maddesi 14.fıkrasına göre, eğer Komisyona başvurmadan önce bir dava açılmışsa veya Tüketici Sorunları Hakem Heyetine gidilmişse, aynı konuda Komisyona başvuru yapılamaz.

6- Komisyona nasıl başvurulur
Yönetmeliğin 16.maddesi 1.fıkrasında "Tahkim için, Komisyonun merkezine ya da başvuru yapan kişinin ikametgahının bulunduğu ya da rizikonun gerçekleştiği yerdeki büroya başvurulabilir. Uyuşmazlık başvurularında, başvuru formu, uyuşmazlığa ilişkin bilgi ve belgeler ile başvuru ücretinin yatırıldığına dair belgenin yer alması gerekir" denilmiş ise de, biz daha anlaşılır kılmak için şu açıklamaları yapacağız:

a) Başvuru sahibi veya vekili tarafından "başvuru formu" doldurulacaktır.
b) Uyuşmazlık konusu özet olarak başvuru formuna yazılabilir ise de, "belirsiz alacak davası" biçiminde bir "dilekçe" yazılıp verilmesinin daha uygun olacağı görüşündeyiz.
c) Başvuru formuna ve dilekçeye gerekli tüm belgeler eklenmelidir. Bunların neler olması gerektiği, kitabımızın Onyedinci Bölümünde yer alan "Kanıtlar" başlığı altında açıklanmış ve somut örnekler verilmiştir.
d) Kanıtların yanı sıra ayrıca, uyuşmazlığa ilişkin bilgi ve belgeler de, başvuru formuna eklenmelidir.
e) Komisyon tarafından her yıl belirlenen "başvuru ücreti" yatırılacaktır.

7- Başvurunun "raportör" tarafından incelenmesi
Sigortacılık Kanunu 30.maddesi 15.fıkrasına göre: "Sigorta şirketi ile uyuşmazlığa düşen kişinin Komisyona başvurusu, önce "raportör" tarafından incelenir.

Raportör, Yönetmeliğin 16.maddesine göre, dosya üzerinde "ön inceleme" yapar ve şu hususları araştırır:
a) Komisyona gelmeden önce, sigorta şirketine başvurulup vurulmadığını; yöntemince başvurulmuş ise uyuşmazlık konusunun ne olduğunu tespit eder.
b) Aynı konuda dava açılıp açılmadığını, uyuşmazlığın Tüketici Hakem Heyetine götürülüp götürülmediğini araştırır.
c) Dosyada, uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan belge ve bilgi eksikliği varsa, bunu taraflara bildirir.
d) Dosyanın Komisyon tarafından değerlendirmeye alınamayacağını, başka bir anlatımla, Komisyona başvuru koşullarının oluşmadığını tespit ederse, durumu ilgiliye bildirir.
e) Raportör, Yasa'nın 30.maddesi 15.fıkrasına ve Yönetmeliğin 16.maddesi 6.fıkrasına göre onbeş gün içinde incelemesini tamamlamak zorundadır.

f) Yasa'nın 30.maddesi 15.fıkrası üçüncü cümlesinde "Raportörler tarafından çözümlendirilemeyen başvurular sigorta hakemine iletilir" denilmiş ise de, uygulamada raportör bir karar vermeyip, "Ön inceleme raporu yazıp" dosyayı hakemlere vermektedir.

8- Uyuşmazlığın hakemlerce incelenmesi
a) Yasa'nın 30.maddesi 15.fıkrasına göre: "Raportörün ön inceleme raporunu vermesinden sonra, uyuşmazlığa hangi sigorta hakeminin bakacağı, Komisyon tarafından sigorta hakemi listesinden seçilir. Komisyon, işin niteliğine bağlı olarak en az üç sigorta hakeminden oluşan bir heyet oluşturulmasına karar verebilir. Ancak, uyuşmazlık konusu miktarın onbeşbin Türk Lirası ve üzerinde olduğu durumlarda heyet teşekkülü zorunludur.

b) Yasa'nın 30.maddesi 15. fıkrasında "Hakemler, sadece kendilerine verilen belgeler üzerinden karar verirler" denilmesine karşın, uygulamada böyle yapılmamakta, hakemler çok doğru ve yerinde olarak, mahkemelerdeki kadar olmasa bile, az çok bir yargılama süreci gerçekleştirmektedirler. Bu bağlamda, hakemler, dosyada eksik belgeler varsa, taraflardan bunları tamamlamalarını istemekte; ara kararları oluşturmakta, kusur ve sorumluluk için yeterli belge yoksa, uzman bilirkişilerden kusur raporu almakta, beden gücü kayıplarında sağlık kurulu raporu kesin değilse veya rapora itiraz edilmişse, yeniden rapor alınmasını istemekte, ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatının veya bedensel zararlarda güç kaybı tazminatının hesaplanması için bilirkişiye başvurmakta; raporlara karşı itirazları değerlendirip gereğini yerine getirmektedirler.
Bütün bu inceleme aşamaları gerçekleştirildikten sonradır ki, hakemler kararlarını oluşturmaktadırlar.
İnceleme aşamalarını üç kişilik kurullarda "Koordinatör Hakem" yürütmekte; dosya olgunlaşıp karar aşamasına geldiğinde, birlikte inceleyip tartıştıktan sonra, oybirliğiyle veya oy çokluğuyla karar vermektedirler.

c) Yukardaki açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere, hakemlerin bu çalışma biçiminin, geçmişte kurul halinde görev yapan ticaret mahkemelerindeki uygulamaya az çok benzediği söylenebilir. Peki ama, hakemlerin bu çalışma biçimi Yasaya aykırı mıdır? Yani hakemler, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun Tahkime ilişkin 30.maddesi 15.fıkrasındaki "Hakemler, sadece kendilerine verilen belgeler üzerinden karar verirler" hükmüne aykırı hareket etmekte midirler ? Bizce değil. Anılan hükmün dar yorumlanmaması gerektiği, yalnızca yol gösterici nitelik taşıdığı düşüncesindeyiz. Hem, hüküm açık değildir. Hakemlerin "kendilerine verilen belgeler"den anlaşılması gerekenin ne olduğu üzerinde durmalıyız. Belgeleri kimler vermektedir? Yanıtı: taraflar vermektedir. Peki, taraflar eksik belge vermişlerse, hakemler başvuruyu reddetmeli midirler ya da hukuki dinlenilme hakkını (610/HMK.m.27) gözardı ederek yasaya aykırı mı davranmalıdırlar? Elbette ikisi de olmamalı, hangi belgeler eksikse, taraflardan bunları tamamlamaları istenmelidir. (6100/HMK.m.31 ve 140/5)

d) Öte yandan, Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuruların çoğunluğunun ölüm ve yaralanma nedeniyle tazminat istemleri olduğu; sigorta şirketlerinin ya istemi reddetmeleri ya da hiç yanıt vermemeleri veya yetersiz ödeme yapmaları yüzünden, dava açmak yerine Tahkime başvurunun yeğlendiği düşünüldüğünde, hakemlerin bir karara varmak için yapacakları pek çok iş olup, 5684 sayılı Yasanın 30.maddesi 15.fıkrasında denildiği gibi "belgeler üzerinden" karar vermeleri asla mümkün değildir. İddia ve savunmaya göre deliller incelenecek, belgeler eksikse tamamlanacak; çoğu kez trafik kazasından hemen sonra C.Savcılığı soruşturma dosyası daha tamamlanmadan veya ceza davası açılmadan sıcağı sıcağına başvurulduğu için kusur oranlarının kesin saptanması gereği duyularak dosya kusur bilirkişisine verilecek; konu beden gücü kaybı ise ve sağlık kurulu raporu yeterli değilse veya itiraza uğramışsa, yeni bir sakatlık raporunun alınması sağlanacak, raporlar arasında çelişki varsa hakem hastane sağlık kurulundan rapor istenecek; kusur ve sorumluluk konusu tamamlandıktan sonra dosya hesap bilirkişisine verilecek; gelen raporlara tarafların itirazları incelenip değerlendirilecek; gerekiyorsa bilirkişiden ek rapor alınacak; bütün bunlar yapılıp dosya olgunlaştıktan sonra bir karara varmak mümkün olabilecektir.

e) Görüldüğü gibi, hakemler, Yasa'da denildiği gibi, yalnızca "belgeler üzerinden" karar verememekte; mahkemelerdeki kadar olamasa bile, az çok bir yargılama sürecini gerçekleştirmek zorunda kalmaktadırlar. Bunun, 5684 sayılı Yasa'nın 30.maddesi 15.fıkrası hükmüne aykırı olmadığı, anılan hükmün dar yorumlanmaması gerektiği; uygulamada hakemlerin çalışma biçiminin yasal dayanağının 30.maddenin 23.fıkrası olduğu kabul olunmalıdır. Çünkü, 23.fıkrada "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, Hukuk Yargılama Yasası'nın hükümleri, sigortacılıkta tahkim hakkında da kıyasen uygulanır" denilmiştir.

f) 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30.maddesi 23.fıkrasında "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, Hukuk Yargılama Yasası'nın hükümleri, sigortacılıkta tahkim hakkında da kıyasen uygulanır" denilmesine göre, 6100 sayılı HMK'nun, Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesine aykırı olmayan hükümleri sigortacılık tahkiminde de geçerli olmak gerekir. Bunlar:
- Taraflar, tahkim yargılamasında eşit hak ve yetkiye sahiptirler. Taraflara hukuki dinlenilme hakkını kullanma imkânı tanınır. (m.423)
- Hakem veya hakem kurulu, tahkim yargılamasını, yasa hükümlerini gözeterek uygun bulduğu bir şekilde yürütür. (m.424)
- Taraflar dilekçelerine yazılı delillerini ekleyebilir ve ileride sunacakları delilleri gösterebilirler. (m.428)
- Dava dilekçesi usulüne uygun değilse veya eksikse, hakem veya hakem kurulunca süre verilerek giderilmesi istenir.
- Hakem veya hakem kurulu, uyuşmazlık konusu hakkında rapor vermek üzere bir veya birden çok bilirkişi görevlendirir. (m.431
- Taraflardan biri, hakem veya hakem kurulunun onayı ile delillerin toplanmasını isteyebilir. (m.432)
- Tahkim yargılaması sırasında taraflar uyuşmazlık konusunda sulh olurlarsa, tahkim yargılamasına son verilir. Tarafların talebi, ahlâka veya kamu düzenine aykırı değilse ya da tahkime elverişli olan bir konuya ilişkin ise sulh, hakem kararı olarak tespit edilir. (m.434)

9- Uyuşmazlığı sonuçlandırma (karar verme) süresi
Hakemler, görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermek zorundadırlar. Ancak, bu süre tarafların açık ve yazılı onamlarıyla uzatılabilir. Hakem veya Hakem Heyeti, kararlarını Komisyon müdürüne verirler. Komisyon Müdürünce karar en geç üç iş günü içinde taraflara bildirilir. (m.30/16)

10-Tarafsızlık ilkesi
a) Yasanın 30.maddesi 19.fıkrasına göre: "Sigorta hakemleri ve raportörler tarafsız olmak zorundadır. Sigorta şirketlerinin, reasürans şirketlerinin, sigortacılık yapan diğer kuruluşların, sigorta eksperlerinin, sigorta acentelerinin ve brokerlerin ortakları, yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ve bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar ile tüm bu kuruluşlarda mesleki faaliyette bulunanlar ve sigorta eksperleri, sigorta acenteleri ve brokerler sigorta hakemliği yapamaz."

b) 30. maddenin 11. fıkrasına göre, Tahkimde görevli hakem, sigorta hakemliği yapmak için gereken nitelikleri kaybetmişse veya tarafsızlık ilkesine aykırı hareket ettiği tespit edilmişse sürekli olarak; kendisine ulaşan dosyaları bir yıl içinde en fazla üç kez zamanında sonuçlandırmamışsa bir yıl süreyle listeden silinir.

c) Madde hükmü açık değildir, ayrıca eksiktir. Hakemin "tarafsızlık ilkesine hareket ettiği" nasıl ve kimler tarafından tespit edilecektir ? Buna açıklık getirilmeli ve kesin bir yöntem belirlenmelidir. Öte yandan listeden silme kararının yalnızca komisyon müdürü tarafından verilmesi doğru değildir. İtiraz Hakem Kurulu oluşturulduğuna göre, hiç olmazsa buna İtiraz Hakem Kurulu (tarafları dinleyerek) karar vermelidir.

11-Tarafların hakemi reddi ve red nedenleri
Taraflar, Hukuk Yargılama Yasası'nda yer alan hakimi ret nedenlerine dayanarak hakemi reddedebilirler. Ret talebi Komisyona, durumun öğrenildiği tarihten itibaren en geç beş iş günü içinde bir dilekçeyle yapılır. Ret talebi üzerine Komisyon müdürü, iki tarafın görüşlerini dinledikten sonra bu konuda en geç beş iş günü içinde karar verir. (m.30/15)

Hakemi ret nedenleri Yönetmeliğin 17.maddesinde açıklanmıştır. Buna göre:
a) Hakem taraflardan birine öğüt vermiş ya da yol göstermişse;
b) Hakem taraflardan biri veya ilgili bir üçüncü kişi karşısında kanunen gerekmediği halde görüşünü bildirmişse;
c) Hakem, tanık, bilirkişi, Hukuk Usulü Muhakemeleri anlamında hakem, veya hakim sıfatıyla dinlenmiş veya hareket etmişse;
ç) Hakem taraflardan biriyle dördüncü dereceye kadar yansoy hısımlığı varsa;
d) Hakem ile taraflardan biri arasında bir dava veya düşmanlık bulunuyorsa;
e) Hakemin tarafsızlığından şüpheye düşülmesini gerektirecek önemli sebepler varsa.
Bu durumlarda, taraflar, atanan hakem veya hakemleri, atamayı öğrendikleri tarihten itibaren onbeş gün içinde yazılı olarak reddedebilirler.

Yukardaki açıklamalarda farkedileceği üzere, Yasa'nın 30.maddesi 15.fıkrası son cümlesine göre, hakemleri red süresi en geç "beş iş günü" iken, Yönetmelikte "onbeş gün" olarak düzenlenmiştir. Bu durumda kuşkusuz Yasa hükmü geçerli olacaktır.

Öte yandan, red isteminin tek bir kişi (komisyon müdürü) tarafından incelenip karara bağlanmasını genel usul hükümlerine aykırı buluyoruz. (6100/HMK.m.40) Bizce, tarafların hakemi red istemleri "itiraz hakem kurulu" tarafından incelenip karara bağlanmalı; Yasada veya Yönetmelikte bu yönde değişiklik yapılmalıdır.

12-İtiraz hakem heyetleri
5684 sayılı Yasa'nın 30.maddesinde bulunmayan bu düzenleme, 24.07.2013 tarihinde değiştirilen Yönetmelikte yer almıştır. Yönetmeliğin 4.maddesindeki tanıma göre, itiraz hakem heyeti, hakem kararlarına karşı yapılan itirazları incelemek üzere Komisyon tarafından oluşturulacak üç kişilik hakem heyetinden oluşur.

13- İtiraz hakem heyetine başvuru
Hakem veya hakem kurulu kararlarına karşı "on gün içinde" (Yasa m.30/12,prg.3) itiraz hakem heyetine başvurularak itiraz edilebilir.Yönetmeliğin 16/A maddesine göre:

a) İtiraz hakem heyetine başvuru, itiraz başvuru ücretinin yatırıldığını gösteren belge ve başvuru formu ile yapılır. İtirazın süresi içinde usulüne uygun yapılıp yapılmadığı itiraz yetkilisince incelenir. Yapılan incelemede, itirazın değerlendirmeye alınamayacağı anlaşılırsa durum ilgiliye bildirilir ve yatırılan ücretin yüzde doksanı iade edilir.

b) İtiraz hakem heyetleri, Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde oluşturulur. Hakem seçimi, itiraz hakem heyeti listesinden sıra usulüne göre yapılır. Sıra usulünde sigorta hakemlerinin uzmanlık alanları esas alınır. Listenin başındaki sigorta hakeminin uzmanlık alanı, uyuşmazlığın çözümü için uygun değilse, sıradaki uzmanlık alanı uyan ilk hakem atanır. Uyuşmazlığın daha kısa sürede ve etkin bir biçimde çözümlenebilmesi amacıyla, uzmanlık alanı koşuluna uymak kaydıyla hakem atamasında coğrafi kriterlerle birlikte hakemin iş yükü de dikkate alınır.

c) İtiraz Hakem Heyeti, uyuşmazlığın taraflarına derhal bildirilir.

14-Kararların taraflara tebliği ve saklanması
Yönetmeliğin 16/B maddesine göre:
a) Sigorta hakemleri ve İtiraz Hakem Heyeti, kararlarını Komisyon Müdürüne tevdi eder. Komisyon Müdürü en geç üç iş günü içinde kararı taraflara bildirir.
b) Beşbin Türk Lirasının altındaki uyuşmazlıklara ilişkin kararın aslı, dosya ile birlikte Komisyon Müdürü tarafından Komisyonun bulunduğu yerdeki görevli mahkemeye gönderilir ve mahkemece saklanır.
c) Beşbin Türk Lirası ve üzerindeki uyuşmazlıklara süresi içinde itiraz edilmezse süre bitiminde, itiraz edilmesi durumunda ise, İtiraz Hakem Heyetinin kararından sonra Komisyonun bulunduğu yerdeki görevli mahkemeye gönderilir ve mahkemece saklanır.

III-TAHKİM KARARLARINA İTİRAZ VE TEMYİZ YOLU

1- Kararlara itiraz yolu
Yasa'nın 30.maddesi 12.fıkrasına göre:
a) Beş bin Türk Lirasının altındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir.
b) Beş bin Türk Lirası ile Kırk bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı, Yönetmeliğin 16/A maddesi uyarınca, Hakem veya Hakem Heyeti kararının Komisyonca ilgililere bildiriminden itibaren on gün içinde İtiraz Hakem Heyetine itiraz edilebilir. Hakem kararlarına süresi içinde itiraz edilmezse, karar kesinleşmiş olur.
c) İtiraz yetkilisi, itirazın süresi içinde usulüne uygun yapılıp yapılmadığını inceler; inceleme sonucu, itirazın değerlendirmeye alınamayacağı anlaşılırsa durum ilgiliye bildirilir ve yatırılan ücretin yüzde doksanı iade edilir.

d) İtiraz Hakem Heyetince, başvuru tarihinden itibaren iki ay içinde karar verilir. İtiraz Hakem Heyeti kararı, Komisyon müdürü tarafından en geç üç iş günü içinde taraflara bildirilir.
e) İtiraz Hakem Heyeti kararları, 5.000 - 40.000 TL. arası uyuşmazlıklarda kesin olup, 40.000 TL. üzerindeki “uyuşmazlıklar” için, İtiraz Hakem Heyeti kararlarına karşı temyiz yoluna gidilebilir.

2- Temyiz yolu
a) Yukarda açıklandığı gibi, Sigortacılık Kanunu 30.maddesi 12.fıkrasına göre, 40.000 TL. üzerindeki “uyuşmazlıklar” için temyize gidilebilir.
Anılan fıkranın ilk biçiminde “40.000 TL’nın üzerindeki “kararlar” için temyize gidilebilir” deniyordu. Bu, son derece yanlıştı. Çünkü, davacının temyiz konusu ettiği istek tutarı dikkate alınmıyor; hakem kurulunca kabul edilen ve karara bağlanan miktara göre temyiz sınırı belirleniyordu. Örneğin, istek tutarı belirlenen sınırların çok üzerinde olup da, 40.000 TL’nın hemen üç beş kuruş gibi çok önemsiz bir miktarın altında karar verilmişse, bu tür kararlar temyiz edilemiyordu. Bu yanlış ve haksız durum, 03.04.2013 gün 6456 sayılı Yasa’nın 45/b maddesiyle yapılan değişiklikle ortadan kaldırıldı ve“40.000 TL’nın üzerindeki “kararlar” için temyize gidilebilir” cümlesi, “40.000 TL. üzerindeki “uyuşmazlıklar” için temyize gidilebilir” biçimini aldı. Böylece, İtiraz Hakem Kurulu’nca, davacının istemi 40.000 TL’nın altında karara bağlanmış olsa dahi, temyiz sınırı istek tutarının kabul edilmeyen bölümüne göre belirlenmeye başlandı.
Yasada belirlenen sınırın altındaki hakem kararlarının “kesin karar” kabul edilip, “denetimsiz” kalması ve sırf parasal sınırın altında kaldıkları için “kesin karar” niteliği almaları öğretide eleştirilmekte; Anayasaya aykırı bulunmakta,“yargı denetiminden geçmemiş hakem kararlarının kesin hüküm etkisi konumuna getirilmeleri, yargısal temel haklarla bağdaştırılamaz” denilmektedir. Bu konuya ilerde döneceğiz ve hukuka aykırı hakem kararlarından örnekler vereceğiz.

b) Tahkim kararlarının temyiz edilebilmesi yalnızca “40.000 TL’nın üzerindeki “uyuşmazlıklar” ile sınırlı olmayıp, ayrıca Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 12.fıkrasına 13.06.2012 gün 6327 sayılı Yasanın 58.maddesiyle eklenen aşağıdaki dört durumda da temyiz yolu açıktır. Bunlar:
1. Tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması;
2. Talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması;
3. Hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi;
4. Hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumlarıdır.

Yukardaki temyiz edilebilme koşullarına ilişkin Sigortacılık Kununu’nun 30.maddesi 12.fıkrasında yapılan değişiklik, 6100 sayılı HMK’nun yürürlüğe girmesinden sekiz ay sonra yapılmış olup, nedense yeni HMK’nun 439.maddesindeki hakem kararlarına karşı “iptal davası” açma yolu ve koşulları yerine, yürürlükten kalkan 1086 sayılı HUMK’nun 533. maddesindeki “temyize başvurma” koşulları (süresinden sonra karar verme dışında) aynen benimsenip Sigortacılık Kanunu’na aktarılmıştır.

Hakem kararlarına karşı “iptal davası” açılmasının mı, yoksa belirlenen koşullarda “temyiz” yolunun mu daha uygun olduğu tartışılmalı; özellikle Bölge Mahkemeleri kurulmuş olmakla, doğrudan temyize başvurmanın ne durum alacağı üzerinde durulmalıdır.

Ayrıca, yukarda belirlenen dört durumda temyize başvurma koşuluna, 6100 sayılı HMK’nun 439.maddesinden yararlanılarak:
1. Tarafların eşitliği ilkesine ve hukuki dinlenilme hakkına uyulmaması; (HMK.m.423)
2. Hakem ve hakem kurulu kararlarının açıkça yasalara, hukuka, yerleşik ve ilkeleşmiş yargısal inançlara ve içtihadı birleştirme kararlarına aykırı olması;
3. Kararın kamu düzenine aykırı olması
Koşulları eklenmelidir.

IV-İTİRAZ VE TEMYİZ YOLU KONUSUNDA GÖRÜŞLER

1- Hakemlerin “kesin kararları”nın denetimsiz kalmasının sakıncaları
a) Yasa'nın 30.maddesi 12.fıkrasına göre, 5.000 TL’sının altındaki hakem kararları ile 5.000 – 40.000 TL. arasındaki hakem kurulu kararlarına itiraz edilmemesi halinde, bunların sırf parasal sınırın altında kaldıkları için “kesin karar” niteliği almalarına ilişkin düzenlemeyi son derece yanlış, sakıncalı ve Anayasa’ya aykırı buluyoruz. Yargı denetiminden geçmemiş hakem kararlarının kesin hüküm etkisi konumuna getirilmeleri, yargısal temel haklarla bağdaştırılamaz.
Yukarda belirtilen parasal sınırın altında kalan hakem kararlarının “kesin karar” kabul edilip, her türlü denetimin ve yargı yolunun kapatılmasının sakıncalarını, bugüne kadar verilen hakem kararlarını izleyerek, inceleyerek saptamış bulunuyoruz. Aşağıda örnekler vereceğiz.
b) Ama, önce şunu belirtelim ki, trafik kazalarında ölüm ve bedensel zararların değerlendirilmesi bir “hukuk” sorunudur. Tazminat hesaplarında “formüller” önemli olmayıp, aslolan “hukuksal değerlendirmeler”dir. Çünkü, yasal ve hukuksal yönden tazminat isteminin koşulları yoksa, hesap unsurları oluşmamışsa, bir tazminat hesabına gerek kalmayacaktır. Örneğin, ölümlerde destek tazminatı isteyebilecek veya isteyemeyecek kişileri belirlemek; olay ile zarar arasında “nedensellik bağı” kurmak, dava edilenlerin sorumlu tutulup tutulamayacaklarını saptamak; bedensel zararlarda güç kaybının değerlendirilmesinde ölçütün ne olacağını; her iki durumda da tazminatın parasal unsurlarını belirlemek gerekir ki, bütün bunları ancak “hukuk eğitimi” almış kişiler yapabilirler.

İnsan zararlarının (trafik kazalarında ölüm ve bedensel zararların) Anayasa’ca güvenceye alınmış bir “yaşama hakkı” sorunu olduğu; bu konulardaki tazminat istemlerinin bir “hukuksal değerlendirmeyi” zorunlu kıldığı dikkate alınıp; bu tür Tahkim başvurularında yalnızca “hukuk eğitimi” almış hakemlere görev verilmesi gerekir iken, sigorta kökenli veya sigorta çalışanı konumundaki hakemler atandığında, bunların son derece yanlış, yasalara ve hukuka aykırı kararlar verdikleri görülmektedir.

c) Hakem kararlarından örnekler:
Örnek: 1
Başvuran kişi, iki aracın çarpışması sonucu beden gücü kaybına uğradığını, kaza sırasında araçlardan birinde yolcu olarak bulunduğunu, davalı sigorta şirketi tarafından bir miktar ödeme yapılmış ise de, bunun yetersiz olduğunu; bilirkişi raporuyla belirlenecek zarar tutarına ilişkin harcı tamamlamak üzere şimdilik 1.000 TL. üzerinden başvuruda bulunduğunu açıklamıştır. Uyuşmazlığı çözümlemek üzere görevlendirilen hakem:
- Davalı sigorta şirketinin taşıma sigortasını yapan şirket ve kzaya karışan diğer araç sigortasının trafik sigortası olduğu; bu durumda kazaya karışan sürücülerin ortaklaşa sorumlu tutulamayacakları;
- Kazaya karışan sürücüler ve işletenleri ortaklaşa sorumlu olmadıkları için, davalı sigorta şirketinin ancak sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında tazminat ödeyeceği gerekçesiyle, 6098 sayılı TKBK’nun 61 ve 163. maddelerie aykırı olarak, davacının başvuru dilekçesindeki miktar kadar (1.000 TL.) tazminata hükmetmiş;
- Ayrıca hakem, bilirkişi raporunu taraflara tebliğ etmeyip, itiraz ve savunma olanağı tanımamış; dava değerini artırma ve harç tamamlama fırsatı vermemiş; açıkça, 6100 sayılı HMK’nun 27’nci ve 423’üncü maddeleri ile Anayasa’nın temel ilkelerinden “hukuki dinlenilme” hakkına (m.36) aykırı hareket etmiştir.
Hakemin hukuk bilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. Sigorta türleri farklı olunca kazaya karışanların ortaklaşa sorumlu tutulamayacakları sonucuna nasıl vardığı anlaşılamamıştır.
Böyle bir hakem kararı “kesin” kabul edilince, bütün hak arama yolları kapanmış mı olacaktır. Elbette hayır. Bunun yanıtını birkaç örnekten sonra vereceğiz.

Örnek: 2
Sigortalı aracın kazaya karışması sonucu, araçta yolcu olarak bulunan kişi yaralanıp beden gücü kaybına uğradığı için, başvuruda bulunulmuştur. Başvuran vekili olan avukatın vekaletnamesi her türlü yetkiyi içeren genel vekaletname niteliğinde olmasına karşın, görevli hakem, vekaletnamede “Tahkime başvuru” için 6100 sayılı HMK.74.maddesine göre “özel yetki” bulunmadığı gerekçesiyle, işin esasına girmeksizin, başvuruyu reddetmiştir.
Bu hakemin de hiç hukuk bilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. Verdiği red kararı tümden yanlıştır. Çünkü:
- Hakem, HMK.74.maddesini hiç anlayamamış, kavrayamamıştır. Orada aranan özel yetki “tahkim ve hakem sözleşmesi” yapmak içindir. Oysa, trafik kazasından zarar gören kişi, Sigorta Tahkimine, tahkim ve hakem “sözleşmesi” yapmak için değil, tazminat ödetilmesi için başvurmaktadır.
- Hem bir an için yetersiz vekaletname ile başvurulmuş olsaydı bile, hakemin yapacağı iş, istemi reddetmek değil, yeniden yetki içeren vekaletname istemek idi. Yargıtay kararları bu yöndedir.

Örnek: 3
Başvuran araçta yolcu iken meydana gelen kazada yaralanmış ve Sağlık Kurulu raporuna göre % 94 oranında sakat kalmış; raporda ayrıca “yaşam boyu başkasının sürekli bakımına muhtaç olduğu” açıklandığı için, davalı sigorta şirketinden “bakım giderleri” istemiştir. Görevli hakem:
- Yaşam boyu bakım giderlerinin tedavi giderleri kapsamında olduğu;
- Tedavi giderlerinden sorumluluğun, 6111 sayılı Yasa’nın 59.maddesiyle KTK 98.maddesinde yapılan değişiklikle, Sosyal Güvenlik Kurumu’na devredildiği;
- Bu nedenle bakım giderlerinden davalı sigorta şirketinin sorumlu olmayacağı gerekçesiyle başvuruyu reddetmiştir.

Başvuruyu reddeden hakemin ret gerekçesindeki en ilginç ve çarpıcı yön, Yargıtay’ın bakım giderlerine ilişkin kararları hakkında yetki sınırlarını aşan, (yakışıksız) ifadeler kullanmış olmasıdır. Şöyle ki: Yargıtay 4.Hukuk ve 17.Hukuk Dairelerinin, KTK.98. maddesinin 6111 sayılı Yasa ile değiştirilmesinden sonra verdikleri kararlarında:
“Her ne kadar 6111 sayılı yasanın 59.maddesiyle değiştirilen 98.maddesine göre “sağlık hizmet bedellerini” ödeme yükümlülüğü, sigorta şirketlerinden alınıp, Sosyal Güvenlik Kurumu’na devredilmiş ise de, kazazedelerin, bunun dışında kalan (yani hastane sağlık hizmet bedelleri dışında kalan) bakıcı veya tedaviye bağlı sair harcamaları, sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının tedavi teminatları kapsamında, yine sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından karşılanmaya devam edecektir” denilmiş ve bu yönde art arda verilen kararlarla uygulamaya açıklık getirilmiş;

Yukarda açıklanan ret kararını veren hakem, Yargıtay’ın bu kararlarının yanlış olduğunu ileri sürmüş; saygı ve yetki sınırlarını aşan bir ifadeyle “Yargıtay kendisini idari bir yapı, hatta kanun koyucu yerine koymuştur. Halbuki hakimin hukuk yaratmasının kuralları Medeni Kanun’da belirlenmiştir. Yargıtay’ın bakım giderlerini sigorta şirketlerinin sorumluluğu kapsamında değerlendirmeye yarayacak şekilde ürettiği “SGK tarafından karşılanmayan giderler” kavram dosyamıza uygulanabilir nitelikte değildir” diyerek davacının “bakım giderleri” istemini bu gerekçeyle reddetmiştir,
Sigorta hakeminin bu kararının ve kullandığı ifadelerin, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 12.fıkrasına, 13.06.2012 gün 6327 sayılı Yasanın 58. maddesiyle eklenen “temyize başvuru” koşullarından üçüncüsü olan “yetki aşımı” niteliğinde olduğu ve bu nedenle temyiz edilebileceği kanısındayız.

Örnek: 4
Başvuran, bir aracın çarpması sonucu yaralanmış; Sağlık Kurulu raporuna göre % 51 oranında sakat kalmış olup, kendisi %25 ve sürücü %75 kusurlu bulunmuştur. Hakemin hesap raporu için görevlendirdiği “aktüer” bilirkişi, Sağlık Kurulu raporunda “iki yıl için geçerlidir” açıklamasına bakarak, davacının “güç kaybı” tazminatını iki yıllık hesaplamış; hakem de bu iki yıl üzerinden tazminat kararı vermiştir. Karar şu yönlerden yanlıştır:
- Davacının % 51 beden gücü kaybına ilişkin Sağlık Kurulu raporundaki “iki yıl için geçerlidir” açıklaması, beden gücü kayıplarının değerlendirilmesinde geçerli olmayıp, bu tür açıklamalar Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine göre sakatlık oranı belirleyen “Engelli Sağlık Kurulları” tarafından yapılmaktadır ve açılan davalarda dikkate alınmaması gerekmektedir.
- Davacının %51 gibi yüksek bir oranda sakat kaldığı sabittir. Sigorta Hakemi, Engelli Sağlık Kurulu Raporundaki “iki yıl için geçerlidir” notundan dolayı tereddüde düşmüşse, yapması gereken davacıdan yeni bir Sağlık Kurulu raporu istemek idi. Çünkü, olay tarihi 07.03.2014 ve hesap raporu tarihi 30.05.2016 olmasına göre, aradan iki yıl geçmiştir. O halde yeni bir rapor istenmeli ve ona göre hesap raporu düzenletilmeliydi. Yargıtay kararlarında, belgeler eksik ve yetersizse, hakemin eksik belgeleri tamamlattıktan sonra bir karara varması gerektiği üzerinde durulmaktadır.
- Ayrıca, Yargıtay kararlarında, Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine ve bu yönetmeliğe göre değerlendirme yapan Engelli Sağlık Kurulu raporlarına göre beden gücü kayıplarının belirlenmesi doğru bulunmamakta; Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Yönetmeliğine veya Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğüne göre beden gücü kayıplarının belirlenmesi gerektiği açıklanmaktadır.

d) Yukarda verdiğimiz dört örnekten 3 no.lu örnekte hakemin yetki sınırlarını aştığı kabul edildiği takdirde, Yasa’nın 30.maddesi 12.fıkrasına 13.06.2012 gün 6327 sayılı Yasanın 58.maddesiyle eklenen hükümlere göre “temyiz edilebilir” ise de, diğer üçünün, itiraz ve temyiz koşulları bulunmaması nedeniyle “kesinleşmiş” olmasının, Anayasa’ya ve hukukun temel ilkelerine aykırı olduğu; bu nedenle bu üç konuda genel mahkemelerde dava açılabileceği; bunun yasal dayanağının 6100 sayılı HMK’nun 27’nci ve 423’üncü maddeleri ile Anayasa’nın 36.maddesi olduğu görüşündeyiz.
Ancak kesin çözüm, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 12.fıkrası değiştirilerek, 6100 sayılı HMK’nun 439.maddesi uyarınca tüm hakem kararlarına karşı “iptal davası” yolunun açılmasıdır. Bu, aşağıda itiraz ve temyiz yoluna ilişkin bölümlerde yeniden değineceğimiz gibi, Bölge Mahkemelerinin kurulmasından sonra doğrudan temyiz yolunu kapatan yasal düzenlemelere uygun düşecektir. Sanırım 6100 sayılı HMK’nun 361.maddesindeki “hakem kararlarının iptaline ilişkin kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği” hükmü, Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 12.fıkrasının değiştirilmesini ve HMK hükümlerine uygun yeni bir düzenleme yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

2- İtiraz yolu ve İtiraz Hakem Kurulu hakkında görüşler
a) 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 03.06.2007 tarihinde yayınlandığı ilk şeklinde Tahkime ilişkin 30.maddede “itiraz yolu” ve “itiraz hakem heyeti” düzenlemesi yoktu. 12.fıkranın ilk şeklinde “Hakemin verdiği kırkbin Türk Lirasına kadar olan kararlar her iki taraf için kesindir. Kırkbin Türk Lirasının üzerindeki kararlar için temyize gidilebilir. Her halükarda HUMK’nun 533. maddesi hükümleri saklıdır”deniyordu.
12.fıkra, 03.04.2013 gün 6456 sayılı Yasayla değiştirilerek bugünkü biçimini aldı. Yani “5.000 TL’sının altındaki hakem kararları kesindir. 5.000-40.000 TL. arası kararlara karşı “itiraz hakem heyetine” başvurulabilir. 40.000 TL’sı üzerindeki kararlar temyiz edilebilir, itiraz edilmezse kesinleşir” denildi.
İtiraz hakem heyetleri, yasada yer almayıp, 24.07.2013 gün 28717 sayılı RG’de yayınlanan yeni Yönetmelikte tanımlandı ve çalışma şekli açıklandı. (Yön. m.4/ğ)
b) 6100 sayılı HMK’nun yürürlüğe girmesinden sekiz ay sonra Sigortacılık Kanunu’nda yapılan değişiklikte, yeni HMK’nun 439.maddesiyle uyumlu olarak hakem kararlarına karşı “iptal davası” yolunun benimsenmesi gerekirken, neden ve hangi düşünce ile yürürlükten kalkan 1086 sayılı HUMK’nun 533.maddesindeki “temyiz” yolunun yeğlendiğini ve araya “itiraz hakem heyeti”nin sokuşturulmasını anlamış değiliz. Bunun mantıklı bir açıklaması olmalıdır.
Bunları şunun için söylüyoruz: Bundan önceki bölümde belirttiğimiz gibi, 6100 sayılı HMK’nun 439.maddesi uyarınca tüm hakem kararlarına karşı “iptal davası” yolu yeğlendiği takdirde, böyle bir düzenleme, Bölge Mahkemelerinin kurulmasından sonra, HMK 361.maddesindeki “hakem kararlarının iptaline ilişkin kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği” hükmüne uygun düşecek; itiraz hakem heyetine gerek kalmayacaktır.

c) Zaten, itiraz hakem heyetlerinin 2013 yılında çalışmaya başlamalarından bu yana yararlı bir sonuç alındığı söylenemez. İlk derece diyebileceğimiz “hakem kurulları” kararları ile “itiraz hakem heyeti” kararları arasında değerlendirme ve hüküm kurma yönünden pek bir fark ortaya çıkmamıştır. Her ikisi de doğru kararlar verdikleri gibi, yanlış kararlar da verebilmektedirler. Özellikle insan zararlarına (ölüm ve bedensel zararlara) ilişkin uyuşmazlıklarda (hukuk eğitimi almamış) sigorta kökenli hakemler sürekli yanlış kararlar vermekte; adeta yanlı bir davranış içinde bulunmaktadırlar. Bu nedenle, itiraz hakem heyetleri uygulamasına son verilmeli ve yargı denetimi sağlayan “iptal davası” yolu benimsenmelidir.

3- Temyiz yolu hakkında görüşler
a) Bir kez daha belirtelim ki, Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 12.fıkrasına göre 40.000 TL. altındaki uyuşmazlıklarda hakem kararlarının, (ilgili yasa hükümlerine ve hukukun temel ilkelerine aykırı olsa bile), “kesin” kabul edilmesi ve bu kararların “yargı denetiminden” geçirilmesi olanağı bulunmaması;
Yargı yoluyla hak arandığında, ilk derece mahkemelerinin kararları (çok düşük miktarlı sınırlamalar dışında) iki kez (istinaf ve temyiz yoluyla) yargı denetiminden geçirilebilirken, Sigorta Tahkimi’nde 40.000 TL. altındaki hakem kararlarının hiçbir biçimde denetlenmeksizin “kesin karar” kabul edilmesi;
6100 sayılı HMK’nun 27’nci ve 423’üncü maddeleri ile Anayasa’nın 36-37. maddelerine aykırıdır.

b) 40.000 TL’nın üstündeki uyuşmazlıkların temyiz edilmemesi veya temyiz süresinin geçirilmesi durumunda, (açıkça ilgili yasa hükümlerine ve hukukun temel ilkelerine aykırı olsa bile) yargı denetiminden geçirilmeksizin “kesin karar” halini alması da aynı biçimde 6100 sayılı HMK’nun 27’nci ve 423’üncü maddeleri ile Anayasa’nın 36-37. maddelerine aykırıdır.

c) 40.000 TL’nın üzerindeki İtiraz Hakem Kurulu kararlarının doğrudan temyiz edilebilmesine ilişkin düzenlemeye gelince:
- Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 23.fıkrasında “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde (önceki 1086 sayılı) HUMK’nun hükümleri, sigortacılıkta tahkim hakkında da kıyasen uygulanır” ve 30.maddenin 12.fıkrası son cümlesinde de “Temyize ilişkin usul ve esaslar hakkında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır” denilmesine;
- 6100 sayılı HMK’nun 447.maddesi 2.fıkrasında “ Yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, (6100 sayılı) Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır” denilmesine göre,
6100 sayılı HMK’nun yürürlüğe girmesinden sekiz ay sonra, Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 12.fıkrasında, 03.04.2013 gün 6456 sayılı Yasayla yapılan değişiklikle, yeni HMK’nun 439.maddesiyle uyumlu olarak hakem kararlarına karşı “iptal davası” yolunun benimsenmesi gerekirken, yürürlükten kalkan 1086 sayılı HUMK’nun 533.maddesindeki “temyiz” yolunun yeğlenmesi ve araya “itiraz hakem heyeti”nin sokuşturulması doğru olmamıştır. Çünkü, yukarda “itiraz yoluna” ilişkin görüşler bölümünde belirttiğimiz gibi:
- Bölge Mahkemelerinin kurulmasından sonra, HMK.361.maddesindeki “hakem kararlarının iptaline ilişkin kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği” hükmüne aykırı bir durum ortaya çıkmış olacaktır.
- Sigortacı dışındaki sorumlulara karşı, ilk derece mahkemesinde açılan davalarda doğrudan temyize başvurulamayıp, önce istinaf yoluna gidilmesi zorunlu iken, Tahkimdeki 40.000 TL. üzerindeki uyuşmazlıkların doğrudan temyiz edilebilmesi, sorumlular arasında eşit olmayan bir durum yaratmakta; sigorta şirketlerine bir anlamda ayrıcalık tanınmış ve Anayasa’nın 10.maddesindeki “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı hareket edilmiş olmaktadır.

Bizce, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 12.fıkrasındaki düzenleme, Bölge Mahkemeleri çalışmaya başlamadan ivedi değiştirilmeli; 6100 sayılı HMK’nun 361’inci ve 439’uncu maddeleriyle uyum sağlanarak, uyuşmazlık miktarı ne olursa olsun, Sigorta Tahkimindeki tüm hakem kararları için “iptal davası” açılabilmelidir.

4- Tahkim kararlarına karşı özel temyiz nedenleri hakkında görüşler
Önceki bölümlerde açıkladığımız gibi, Tahkim kararlarının temyiz edilebilmesi yalnızca “40.000 TL’nın üzerindeki “uyuşmazlıklar” ile sınırlı olmayıp, ayrıca Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 12.fıkrasına 13.06.2012 gün 6327 sayılı Yasanın 58. maddesiyle eklenen dört durumda da temyiz yolu açık tutulmuştur. Bunlar:
1. Tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması;
2. Talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması;
3. Hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi;
4. Hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumlarıdır.

Yukardaki temyiz edilebilme koşullarına ilişkin Sigortacılık Kununu’nun 30.maddesi 12.fıkrasında yapılan değişiklik, 6100 sayılı HMK’nun yürürlüğe girmesinden sekiz ay sonra yapılmış olup, nedense yeni HMK’nun 439.maddesindeki hakem kararlarına karşı “iptal davası” açma yolu ve koşulları yerine, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK’nun 533.maddesindeki “temyize başvurma” koşulları (süresinden sonra karar verme dışında) aynen benimsenip Sigortacılık Kanunu’na aktarılmıştır.

Öncekiler gibi bu düzenlemenin de ivedi değiştirilmesi; 6100 sayılı HMK’nun 447.maddesi 2.fıkrası ile 361 ve 439 maddeleriyle uyum sağlanması; bunlar için de temyiz yoluna başvurmadan önce “iptal davası” açılması yönünde yasa değişikliği yapılması gerektiği düşüncesindeyiz.

Yukarda açıklandığı gibi, miktara bakılmaksızın hakem kararlarının edilebilmesine ilişkin dört koşul hakkında görüşlerimiz şöyledir:

a) Tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmesi durumunda, gecikmeden dolayı (doğru karar verilmiş olsa bile) hakem kararlarının temyiz edilebilmesi bizce doğru bir koşul değildir. Örneğin, hakem veya hakemler dört ayda değil de, çeşitli nedenlerle on veya onbeş günlük hatta bir aylık gecikme ile karar vermişlerse ve bu karar doğru ise, bunun temyiz edilip, sırf bu nedenle bozulması zaman kaybından başka bir şey değildir.

b) Talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması durumunda hakem kararının temyiz edilebilmesi, 6100 sayılı HMK’nun 26.maddesindeki (önceki 1086 /HUMK m.74) “taleple bağlılık ilkesi”nin bir gereğidir.

c) Hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesinin bir örneğini, yukarda açıkladığımız dört örnekten birinde verdik. Hakem, KTK 98.maddesinin 6111 sayılı Yasa’nın 59.maddesiyle değiştirilen hükmünü ve buna ilişkin Yargıtay kararlarını doğru bulmayıp, davacının davalı sigorta şirketinden “yaşam boyu bakım gideri” istemini reddetmiştir. Hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermelerinin sıkça rastlanan örnekleri, tarafların itiraz etmemiş olmalarına karşın, sigorta kökenli hakemlerin bilirkişi hesap raporlarını yanlış bulmalarında, HMK’nun 25.maddesine aykırı olarak kendi yaptıkları hesap raporlarını örnek olarak dosyaya koyup, heyet halinde iseler karara karşı çıkmalarında; bedensel zararlarda sağlık kurulu raporlarının yerine, Hazine Müsteşarlığı’nın uyarılarına karşın, tıbbi danışmanlık şirketlerinden aldıkları özel raporları esas almalarında ve Yargıtay’ın ilkeleşmiş kararlarını yanlış bulup eleştirmelerinde görülmektedir.

d) Hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemeleri durumunda da, hakem kararları temyiz edilebilecektir. Bunun örneklerini de yukarda verdik. Özetle, davacı vekilinin her türlü yetkiyi içeren genel vekaletname vermesine karşın, hakem HMK 74.maddesi gereği vekaletnamede özel yetki bulunmadığı gerekçesiyle esasa girmeyip başvuruyu reddetmiştir. Oysa verdiğimiz örnekte açıkladığımız gibi, Sigorta Tahkimine başvuran kişiler, HMK.74. maddesi anlamında “tahkim ve hakem sözleşmesinin” tarafları değil, trafik kazalarından zarar gören kişilerdir. Bunu bilmeyen hakem esasa girmeksizin, başvuranın istemi hakkında bir karar vermediğinden, başvurunun şeklen reddine ilişkin karara karşı temyiz yoluna başvurulabilecektir.

5- HMK. 361 ve 439.maddeleriyle uyum sağlama gerekliliği
Yukardan beri aydınlatmaya çalıştığımız konuların ve savunduğumuz görüşlerin bir özetini yapalım:
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 12.fıkrası son cümlesinde “Temyize ilişkin usul ve esaslar hakkında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır” ve 23.fıkrasında “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde (önceki 1086 sayılı) HUMK’nun hükümleri, sigortacılıkta tahkim hakkında da kıyasen uygulanır” denilmiş olup,
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 447.maddesi 2.fıkrasında “Yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, HMK’nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır” denilmiş olmakla,
Yeni 6100 sayılı HMK’nun 439.maddesindeki “Hakem kararlarına karşı yalnızca iptal davası açılabilir” ve 361.maddesindeki “hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir” hükümleri uyarınca, Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 12.fıkrasının değiştirilerek, yeni 6100 sayılı HMK ile uyumlu hale getirilmesinin zorunlu olduğu görüşündeyiz. Bu çerçevede, Sigorta Tahkiminde itiraz ve temyiz yolları aşağıdaki gibi olmalıdır:

a) 30.maddenin 12.fıkrasının ilk şekli ile 4656 ve 6327 sayılı yasalarla yapılan değişiklikler kaldırılmalı; bu bağlamda itiraz hakem heyeti uygulamasına son verilmelidir.
b) 6100 sayılı HMK’nun 439.maddesi uyarınca, tüm hakem kararlarına karşı “iptal davası” açılabilmelidir.
c) İptal davası sonucu verilen mahkeme kararlarına karşı, HMK.361.maddesi uyarınca “temyiz” yoluna başvurulabilmelidir.
d) Hakem kararlarına karşı “iptal” isteminin nedenleri, HMK.439.maddesine uygun biçimde şunlar olmalıdır:
1. Tahkim süresi içinde karar verilmemiş olması; (HMK.m.439/2-c)
2. Talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması; (HMK m.26)
3. Hakemlerin, hukuka aykırı olarak, yetkilerini aşar biçimde ve uyuşmazlık konuları dışındaki bir karar vermiş olmaları;
4. Hakemlerin, tarafların iddia ve savunmalarının tamamını dikkate almadan karar vermiş bulunmaları; (HMK.m.439/2-ç)
5. Tarafların eşitliği ilkesine ve “hukuki dinlenilme hakkına” uyulmaması; HMK.m.27, m.423 ve Anayas m. 36-37)
6. Hukuk Yargılama Yasasındaki inceleme ve araştırma usullerinin yerine getirilmemiş olması;
7. Hakem ve hakem kurulu kararlarının açıkça yasalara, hukuka, yerleşik ve ilkeleşmiş yargısal inançlara ve içtihadı birleştirme kararlarına ve uluslararası anlaşmalarla iç hukuka giren sorumluluk hukuku ilkelerine aykırı olması; (Anayasa m.19/Son ve m.90/Son)
8. Kararların kamu düzenine aykırı olması.

V- UYGULAMAYA İLİŞKİN ÇEŞİTLİ KONULAR

1- Tahkim kararlarında avukatlık ücretleri hakkında
a) Sigortacılık Kununu’nun 30.maddesinin (13.06.2012 gün 6327 sayılı Yasanın 58. maddesiyle değişik) 17.fıkrasına göre “Talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine hükmolunacak vekalet ücreti, Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde belirlenen vekalet ücretinin beşte biridir.”
Bu hüküm kimilerince yanlış anlaşılmakta; “beşte bir” avukatlık ücreti, yalnızca istemin kısmen veya tamamen “reddedilen”miktarına uygulanacak iken, davacı yararına “kabul edilen” kısmına da uygulanmak istenmekte; 5684 sayılı Yasa’nın 30.maddesi 17. fıkrasına aykırı olarak, 19.01.2016 gün 29598 sayılı RG yayınlanan (hukuk ilgisi olmayan kişilerce yapıldığı anlaşılan düzenleme ile) Yönetmelik değişikliğinin 6.maddesinde, nasıl bir sıralama yapıldığı anlaşılmaz biçimde (13) rakamı konularak “Tarafların avukat ile temsil edildiği hallerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücreti, her iki taraf için de Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biridir” denilerek, bu yanlış uygulama (yasa hükmüne açıkça aykırı olmasına karşın) sürdürülmek istenmektedir.

b) Oysa, Yasa’nın 30.maddesi 17.fıkrasının açık ve anlaşılır hükmüne göre, istemin “kabul edilen” miktarına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 12.maddesi gereğince tam nisbi vekalet ücreti uygulanması gerekmektedir.

c) Hazine Müsteşarlığı görevlilerinin, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30/17.maddesi hükmüne açıkça aykırı olarak, 19.01.2016 gün 29598 sayılı RG yayınlanan Yönetmelik değişikliği yapmak suretiyle, istemin kabul edilen miktarına da beşte bir vekalet ücreti uygulanacağı biçiminde hüküm koymalarının (yasa hükmünü açıkça çiğnemelerinin) soruşturulması ve sorgulanması gerekmektedir. Çünkü bu yapılanlar ve aşağıda ele alınacak 2009/1 no.lu Tebliğ, Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesine aykırı olmasının yanı sıra, Anayasa hükümlerini (m.6-13-36-37) hiçe sayma niteliğindedir.

Yineleyelim ki, 19.01.2016 gün 29598 sayılı RG yayınlanan Sigorta Tahkimine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’teki “davacının isteminin kabul edilen kısmına da beşte bir avukatlık ücreti ödeneceğine” ilişkin düzenleme hiçbir biçimde geçerli olmayıp, 5684 sayılı Sigortacalık Kanunu’nun 30.maddesi 17.fıkrasının açık ve anlaşılır hükmüne göre, istemin “kabul edilen” miktarına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 12.maddesi gereğince tam nisbi vekalet ücreti uygulanması gerekmektedir.

2- Hazine Müsteşarlığı’nın “yasalara aykırı” yönetmelik ve tebliğleri
Hazine Müsteşarlığı, art arda yayınladığı yönetmelik değişiklikleri, genelgeler ve tebliğlerle, yasalara aykırı biçimde Sigorta Tahkiminin işleyişine müdahale etmekte, bugüne kadar az çok yararlı sonuçlar vermiş bir kurumu (nedense) bozmaya ve işlemez hale getirmeye çalışmaktadır. Bu, hiçbir ülkede görülmemiş, akıl almaz bir bürokrat davranışıdır. İlgili Bakanlık bu davranışları ivedi önlemelidir.
Önce şunu belirtelim ki, yönetmeliklerin yasal dayanağı yasalardır. Yasalara aykırı yönetmelikler hiçbir biçimde geçerli değildir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesi 21.fıkrasında “Komisyonun yapısı ve görevleri ile Komisyon müdürü ve Komisyon müdür yardımcılarının nitelikleri, çalışma usul ve esasları, raportörlerin, sigorta hakemlerinin çalışma usul ve esasları, kararların ne şekilde düzenleneceği, Komisyona başvuru esasları, Liste tutulmasına ve bütçeye ilişkin esaslar ile katılım ücreti gibi hususlar yönetmelikle belirlenir” denilmiş olup, düzenlenen ve düzenlenecek olan Yönetmeliklerin Yasa hükümlerine aykırı olmaması gerekmektedir.
Hazine Müsteşarlığı’nca yayınlanan Yönetmelik değişikliği ile genelge ve tebliğler incelendiğinde, yasaya açıkça aykırı hükümler içerdikleri görülmektedir. Bunlar, yargı fonksiyonunun, kanunla düzenlenmiş yargılama usulüne göre yerine getirileceğine ilişkin Anayasa kurallarına (m.6-36-37-128-142) ve bu kuralların özlerine dokunulmaksızın açık kanun hükmüyle sınırlanabileceğine ilişkin Anayasa hükmüne (m.13) aykırı olup, Sigortacılık Kanunu’ndaki Tahkime ilişkin boşlukların, 30.maddenin 23.fıkrası uyarınca, 6100 sayılı HMK’nun tahkime ilişkin hükümleriyle doldurulması gerekmektedir.

3- Komisyona başvuru ücretleri hakkında
a) 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 14.06.20/07 tarihinden ve Sigorta Tahkim Komisyonu’nun faaliyete geçtiği tarihten başlayarak Tahkim başvurularında (miktar ne olursa olsun) 300 TL. başvuru ücreti alınmakta iken, Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü’nün 05.01.2016 gün 310.99/E.341 sayılı yazısı eki “Tahkim Sistemine İlişkin Ücret ve Katılma Payları” başlıklı listede komisyona başvuru ücretleri aşağıdaki tabloda olduğu gibi düzenlenmiştir:

Uyuşmazlık miktarı Başvuru ücretleri
5.000 TL’ya kadar 100 TL.
5.001 - 10.000 arası 250 TL.
10.001 – 20.000 arası 350 TL.
20.001’den fazlası Yüzde 1,5 (En az 350)

b) Yukardaki tablo düzenlenirken Harçlar Kanunu dikkate alınmamıştır. Özellikle, Harçlar Kanunu’nun 24.05.2013 gün 6487 sayılı Yasa’nın 10.maddesiyle değişik 28/a maddesindeki “ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında peşin alınan harcın oranı yirmide bir olarak uygulanır” hükmü gözardı edilmiştir.

c) Yukarda açıklanan düzenleme ile yüksek miktarlı uyuşmazlıklarda Tahkime başvuru “pahalı” hale getirilmiştir. Bunu örneklerle göstereceğiz. Ama daha önce 2016 yılında uygulamaya konulan yargı harçlarını açıklayalım:
25.12.2015 gün 29573 sayılı RG.’de yayınlanan 75 seri no.lu Harçlar Kanunu Genel Tebliğine göre:
Asliye hukuk mahkemelerinde başvuru harcı: 29,20 TL.
Miktara göre nispi harçlar : Binde 68,31
Ölüm ve bedensel zararlarda binde 68,31’in yirmide biri
Tahkim yargılamasında nispi harç alınmaz (15.07.2016/6728 sy. Yasa m.36)

d) Ölüm ve bedensel zararlarda, tahkime başvuru ile yargı harçları arasındaki farklar:

Uyuşmazlık miktarı Tahkime başvuru Yargı harçları
40.000 TL. 600 TL. 29,20 + 136,62 = 165,82 TL.
60.000 TL. 900 TL. 29,20 + 204,93 = 234,13 TL.
100.000 TL. 1.500 TL. 29,20 + 136,62 = 131,67 TL.
250.000 TL. 3.750 TL. 29,20 + 136,62 = 285,36 TL.

Görüldüğü gibi, Tahkime başvuru pahalı hale getirilmiştir.

VI- TAHKİMDE SAKATLIK RAPORLARI SORUNU

1- Sakatlık tespitine ilişkin düzenlemeler
Bu konuda ilk düzenleme Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü olup, 5510 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği yürülüğe konulmuş; bunun eksik yönleri varsa bunların saptanıp tamamlanması yerine, Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği adıyla yeni bir düzenleme yapılıp yürürlüğe konulmuş; alışılmadık biçimde ve yasa ve yönetmelik yapma yöntemlerine aykırı olarak, önceki yönetmeliğin bu yeni yönetmeliğe aykırı hükümleri geçersiz sayılmıştır.
Ve bu bir tüzük ile iki yönetmelikten ayrı olarak, amacı ve işlevi farklı bir yönetmelik daha yürürlüğe konulmuştur. İlk kez 2006 yılında yayınlanan ve 2013 yılında güncellenen, uzun adıyla Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporlan Hakkında Yönetmelik ve kısa adıyla “Özürlülük Ölçütü Yönetmeliği”nden aşağıda geniş biçimde söz edeceğiz. Bunun nedeni, sigorta şirketlerinin bu yönetmeliğe göre verilen “Engelli Sağlık Kurulu” raporlarına göre işlem yapmakta oluşlarıdır. Oysa, bu yönetmeliğe göre verilen raporlar çoğu kez yanlış ve yanıltıcıdır. Çünkü, Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine göre rapor düzenleyen Engelli Sağlık Kurulları, belli bir amaçla bu raporları düzenledikleri için, dava konusu olaydan kaynaklanan bedensel zararlar ile doğuştan veya sonradan bünyesel rahatsızlıkları birbirinden ayırmamakta; dolayısıyla tazminat hesabında yanılmalara ve yanlış kararlar verilmesine neden olmaktadırlar.
Ayrıntılı açıklamalar bundan sonraki bölümlerdedir.

2- Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporlan Hakkında Yönetmelik
a) Bu yönetmelik, Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ortaklaşa hazırlatılıp yürürlüğe konulmuş olup, bu yönetmeliğin amacı doğrultusunda yasal dayanaklar 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile Engelliler Hakkında Kanunun 5. maddesidir.
Kısa adıyla "Özürlülük Ölçütü Yönetmeliği"nin düzenleniş amacı:
1.maddesinde "Özürlülerle ilgili derecelendirmelere, sınıflandırmalara ve tanımlamalara gereksinim duyulan alanlarda ortak bir uygulama geliştirmek"
4.maddesi (c) bendinde "Doğuştan veya sonradan; bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama, günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan ve korunma, bakım veya rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişileri koruyup kollamak"
15.maddesinde "sakatların vergi indiriminden yararlanmasını sağlamak" olduğu açıklanmıştır.
Özetlersek, Özürlülük Ölçütü Yönetmeliği, yalnız haksız fiil ve hukuka aykırı olaylar sonucu beden gücü kaybına uğrayanlar için değil, doğuştan veya bünyesel olarak sakatların ve engellilerin korunması, vergi indiriminden yararlanmaları ve sakatlık kontenjanından işe alınmaları için düzenlenmiştir.

b) Bu Yönetmeliğe göre Özürlü Sağlık Kurulları tarafından verilen raporlarda, kişilerin mesleğine göre "çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı" değerlendirmesi yapılmadığı gibi, olay öncesi sakatlıklar, bünyesel eksiklikler ile olayın yolaçtığı beden gücü kayıpları birbirinden ayırt edilmemekte; (Yönetmeliğin 11.maddesinde yer almış olmasına karşın) Balthazard formülü uygulanmamakta; bu yüzden tazminat davalarında yanlış uygulamalara neden olunmaktadır. Ayrıca bu Yönetmelikte "yaşam boyu başkasının sürekli bakımına muhtaç olma" durumu yer almamıştır.

c) Sigorta şirketleri, trafik kazalarından zarar gören kişilere bu Yönetmeliğe göre düzenlenen "Özürlü Sağlık Kurulu" raporlarındaki oranlar üzerinden tazminat ödemekte; Hazine Müsteşarlığı'nın 2010/28 sayılı sektör duyurusunda "Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat ödemelerinde yalnızca Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen raporların esas alınması" istendiği için sigorta şirketleri de buna uymaktadırlar. Kimi zaman rapora itiraz edildiğinde, Yönetmeliğin 10.maddesi uyarınca bir başka "özürlü sağlık kurulu"ndan alınan rapor, çoğu kez öncekinden farklı olabilmekte; en son başvurulan "hakem hastane" raporu kesin olduğu için, belirlenen sakatlık oranı yanlış da olsa, zorunlu olarak buna göre sigorta ödemesi yapılmaktadır.

d) Yargıtay, bu yönetmeliğe göre düzenlenen raporları kabul etmemekte; kararlarda "Beden gücü kaybı oranı, Özürlü Sağlık Kurulu Raporuna göre değil, Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü'ne veya Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre belirlenmelidir" denilmektedir. Doğrusu da budur.
f) Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğinin, yukarda ikinci paragrafta açıklanan yürürlüğe konuluş amacına bakıldığında, haksız eylem ve hukuka aykırı olaylardan kaynaklanan beden gücü kayıplarını belirlemede yetersiz ve elverişsiz olmasına karşın, diğerlerinden bir üstünlüğü vardır ki, o da Yönetmeliğin 10.maddesinde raporlara itiraz yollarının açık ve kesin bir biçimde düzenlenmiş olmasıdır. Bu konuyu aşağıda ele alacağız.

3- Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine göre yetkili sağlık kurulları
a) Özürlülük Ölçütü Yönetmeliği'nin "Yetkili sağlık kurumları" başlıklı 7.maddesinde, yukardaki gibi belli hastanelerden söz edilmemiş; Sağlık Bakanlığı'nın her yıl yayınlayacağı listelerde yer alan hastanelerin "Özürlü Sağlık Kurulları"ndan rapor alınacağı açıklanmıştır. İncelediğimiz 2015 yılı listelerinde (216) hastane yetkilendirilmiş; (28) adet hastaneye de "hakem hastane" görevi verilmiştir.

b) Yetkilendirilen devlet hastanelerinin çoğunda her dalda uzman bulunmadığı için, Yönetmeliğin "Özürlü Sağlık Kurulu teşkili" başlıklı 6.maddesine göre sağlık kurulu oluşturulamıyor olsa gerek ki, Yönetmeliğin 10.maddesindeki kurallar çerçevesinde itiraz halinde raporlar arasında önemli farklar ortaya çıkmakta; çelişkiyi gidermek için 10.maddenin 2.fıkrası uyarınca üçüncü bir sağlık kurulu olarak başvurulan hakem hastane ise daha başka bir sakatlık oranı belirlemektedir.

c) Ayrıca, Özürlü Sağlık Kurulları, haksız ve hukuka aykırı olaylardan kaynaklanan beden gücü kayıpları ile olay öncesi doğuştan veya daha önceki bir olay ya da hastalıktan kaynaklanan sakatlık ve özür durumlarını dikkate almamakta; (Yönetmeliğin 11.maddesinde yer almış olmasına karşın) Balthazard formülünü uygulamayı ihmal etmektedirler. Bundan başka söz konusu Sağlık Kurulları, ileri derecede sakatlıklarda kişinin “yaşam boyu başkasının bakımına muhtaç” olup olmadığı konusunda da bir açıklama yapmamaktadırlar.

4- Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine göre raporlara itiraz yolları
a) Sosyal Güvenlik Yasalarına göre yürürlüğe konulmuş olan biri tüzük, ikisi yönetmelik üç düzenlemede raporlara itiraz yolları yalnızca sigortalılar yönünden ele alınmış olup, iş kazaları ve meslek hastalıkları dışındaki ve genel olarak haksız eylem ve hukuka aykırı olaylardan kaynaklanan beden gücü kayıplarına ilişkin uyuşmazlıklar için (anılan tüzük ve yönetmeliklerde) itiraz yolları gösterilmemiştir.
Buna karşılık, haksız eylem ve hukuka aykırı olaylardan kaynaklanan beden gücü kayıpları için uygun bulmadığımız (uzun adıyla) Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporlan Hakkında Yönetmeliğin 10.maddesinde raporlara itiraz yolları açık ve kesin bir biçimde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre:
(1) Özürlü sağlık kurulu raporuna, özürlü veya rapor isteyen kurum tarafından itiraz edilebilir. İtiraz dilekçesi İl Sağlık Müdürlüğüne verilir. Müdürlükçe, rapor vermeye yetkili başka bir hastane belirlenir. Önceki ve yeni sağlık kurulu raporları arasında fark yoksa, ilk rapor kesinleşmiş olur.
(2) İki sağlık kurulu raporu arasında fark olması durumunda, Sağlık Bakanlığınca belirlenmiş "hakem hastaneye" kişi yeniden muayene edilmek üzere, İl Sağlık Müdürlüğü kanalıyla gönderilir. Hakem Hastane Özürlü Sağlık Kurulunca verilen karar kesindir.

b) Daha önce de belirttiğimiz gibi, sigorta şirketleri, trafik kazalarından zarar gören kişilere bu Yönetmeliğe göre düzenlenen "Özürlü Sağlık Kurulu" raporlarındaki oranlar üzerinden tazminat ödemekte; Hazine Müsteşarlığı'nın 2010/28 sayılı sektör duyurusunda "Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat ödemelerinde yalnızca Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen raporların esas alınması" istendiği için sigorta şirketleri de buna uymak durumundadırlar.

c) Ancak zaman zaman sigorta şirketlerinin, Hazine Müsteşarlığı genelgesine ve Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket ettikleri; tıbbi danışmanlık şirketlerinden aldıkları raporlara göre tazminat ödemekte ısrarcı oldukları gözlemlenmektedir. Bu,asla doğru değildir. Sigorta şirketlerinin bu yanlış davranışları yüzünden, trafik kazalarından zarar görenler dava açmak zorunda kalmakta; özellikle Sigorta Tahkim Komisyonundaki dosyalarda sorunlar yaşanmaktadır.

ç) Bu konuda Hazine Müsteşarlığı’nın 17.09.2010 gün 2010/28 sayılı “Motorlu Araçlara İlişkin Zorunlu Sigortalarda Tazminat Ödemelerine Esas Olan Maluliyet Oranları Hakkında Sektör Duyurusu”nda:
Ülkemizde meydana gelen trafik kazaları sonucu malul kalan vatandaşlarımız için Özürlü Sağlık Kurulu Raporu vermeye yetkili sağlık kurumlarınca "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporlan Hakkında Yönetmelik" dikkate alınarak maluliyet oranlan belirlenmektedir.
Konuyla ilgili olarak Müsteşarlığımıza ulaşan başvurularda, sigorta şirketlerince maluliyet oranlarının belirlenmesinde medikal danışmanlık hizmeti veren muhtelif kuruluşlardan hizmet satın alınmakta olduğu ve bu kuruluşlarca belirlenen maluliyet oranlarıyla söz konusu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde istihsal edilen Özürlü Sağlık Kurulu raporlar arasında farklar olduğu müşahade edilmektedir.
Bu kapsamda, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünden alınan 03.09.2010 tarih ve 37549 sayılı yazıda, sigorta şirketlerince medikal danışmanlık hizmeti veren kuruluşlardan satın aldığı hizmetlerin özürlü sağlık kurulu raporları karşısında anılan Yönetmeliğin 7 nci maddesi çerçevesinde bir hükmünün bulunmadığı” açıklanmıştır.

d) Özürlülük Ölçütü Yönetmeliği’nin “Yetkili sağlık kurumları” başlıklı 7.maddesinde:
Bu Yönetmelikte belirtilen özürlü sağlık kurulu raporlarını düzenlemeye yetkili sağlık kurumlarını ve hakem hastaneleri Sağlık Bakanlığı belirler ve internet sitesinde yayımlar. Yetkili olmayan sağlık kurumları ile 6 ncı maddede belirtilen şekilde özürlü sağlık kurulunu teşkil edemeyen sağlık kurumlarının verdiği sağlık kurulu raporları değerlendirilmeye alınmaz” denilmiştir.
Şu halde, sigorta şirketleri, yukardaki açıklamalar çerçevesinde hareket etmek ve raporlara itirazlarını Özürlülük Ölçütü Yönetmeliği'nin 10.maddesinde belirtilen usullere göre yapmak zorundadırlar.

5- Hangi Yönetmeliğe göre ve ne tür raporlar alınmalıdır
a) Sigorta Tahkim Komisyonuna beden gücü kayıpları nedeniyle yapılan başvurularda, Yargıtay kararlarında öngörüldüğü üzere, yargıda olduğu gibi, Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü'ne veya Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre düzenlenmiş Sağlık Kurulu Raporları geçerli kabul edilmelidir.

b) Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’nin 5'inci maddesine göre, meslekte kazanma gücü kaybı oranları tespitinde esas alınacak sağlık kurulu raporlarını düzenlemeye:
1. Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastaneleri,
2. Devlet üniversitesi hastaneleri,
3. Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı asker hastaneleri,
4. Sigortalıların ikamet ettikleri illerde (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen hastanelerin bulunmaması durumunda Sağlık Bakanlığı tam teşekküllü hastaneleri yetkilidir.
Yukardakilere (aşağıda açıklanacak) Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği'nin 5.maddesiyle aşağıdaki sağlık kuruluşları eklenmiştir.
5. Belgelenmesi kaydıyla, herhangi bir üniversite hastanesi veya devlet hastanesinde; yoğun bakımda tedavisi devam eden ve yatmakta olduğu hastaneden başka bir hastaneye nakli hayati risk taşıyorsa yatmakta olduğu hastaneler,
6. Belgelenmesi kaydıyla (a), (b), (c) ve (ç) bentleri dışında kalan yataklı sağlık hizmet sunucularında yoğun bakımda tedavisi devam ederken yatmakta olduğu hastaneden başka bir hastaneye nakli hayati risk taşıyanlara yatmakta olduğu hastaneler yetkili kılınmıştır.

c) Geçmişte, yukarda açıklanan sağlık kurulları rapor vermememekte idi ve mahkemeden yazı getirilmesi isteniyordu. Bugün artık bu tutumdan vazgeçilmiştir. Rapor almak için, eğer olanağı varsa, öncelikle üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dallarına başvurulmalıdır. Onlar, Adli Tıp Kurumu raporlarında olduğu gibi, kazanın veya herhangi bir haksız eylemin sonucu olan“çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kayıp oranlarını” belirlemekte ve “meslek grupları” ölçütlerini dikkate almakta; sakatlık oranının yanı sıra, geçici işgöremezlik (iyileşme) sürelerini de belirlemektedirler.

d) Sigorta avukatları, Tahkimde açılan davalarda raporlara itiraz ederken “Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu’ndan rapor alınması gerektiğini” ileri sürmekte iseler de, yasayı bilmemekten kaynaklanan bu itirazlar geçerli değildir. Çünkü, Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 2.maddesine göre, Kurum yalnızca mahkemelerden ve savcılıklardan gelen istekleri yerine getirir. Bunun dışındaki başvurular kabul edilmez. Yasayı bilmemek özür olmadığına göre. sigorta avukatlarının bu tür itirazları dikkate alınmamalıdır.

VII- SİGORTA TAHKİMİNDE UYGULAMA SORUNLARI

1- Tahkime olan güvenin sarsılmış olması
Sorunları açıklamadan önce şunu söyleyelim ki, bugüne kadarki uygulamada, bazı olumsuz yönler bulunmasına karşın, Tahkime başvuruların büyük bir bölümü olumlu sonuçlanmakta (idi.) Ancak bugün bunu söyleyemiyoruz. Çünkü:
Bir yandan Hazine Müşteşarlığı’nın aşırı müdahaleleleri ve yukarda açıklandığı gibi Yasa hükümlerine açıkça aykırı olarak yayınlanan Yönetmelik ve Tebliğler;
Öte yandan Anayasa’nın çeşitli hükümlerine, başta Borçlar Yasası olmak üzere çeşitli yasalara, Yargıtay’ın ilkeleşmiş yerleşik kararlarına, uluslararası insan hakları sözleşmelerine, sorumluluk hukukunun temel ilkelerine aykırı olarak 6704 sayılı Torba Yasa ile değiştiriler 2918 sayılı KTK’nun 90,92,97. maddeleri;
Ve keyfi biçimde açıkça sigorta şirketlerini koruma amacıyla yeniden düzenlenip yürürlüğe konulan Trafik Sigortası Genel Şartları;
Sigorta kökenli hakemlerin (yukarda dosya no.ları da belirtilerek örnekleri verilen) yasaya ve hukuka aykırı kararları;
Bütün bunlar Sigortacılıkta Tahkim sistemini alt üst etmiş; Tahkime güveni sarsmıştır. Bundan böyle başvuruların azalacağını söylemek kehanet sayılmamalıdır.

2- Genel olarak yapılması gerekenler
Yukardaki olumsuzluklar tümüyle giderilmeli; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesine açıkça aykırı olarak yürürlüğe konulan Yönetmelik değişiklikleri ortadan kaldırılmalı, yasalara uygun yeni bir yönetmelik yapılmalı; 2918 sayılı KTK’nun değişen hükümleri ile Sigorta Genel Şartları eski haline getirilmeli; 30.maddede 6100 sayılı HMK. hükümleriyle uyumlu düzeltmeler yapılmalı, özellikle 12.fıkra değiştirilerek, itiraz hakem kurulları kaldırılmalı, tüm hakem kararlarına karşı “iptal davası” yolu açılmalıdır.
Özel olarak yapılması gerekenler aşağıda açıklanmıştır,

3- Hakemler, eksik belgeleri tamamlatabilmeli, gerektiği kadar bilirkişi incelemesi yaptırabilmeli, HMK'nun tahkime ilişkin hükümleri uyarınca hareket edebilmelidirler.
Sorunların en başında, yukarda ilgili bölümde belirttiğimiz gibi, 5684 sayılı Yasa'nın 30.maddesi 15.fıkrasındaki "Hakemler, sadece kendilerine verilen belgeler üzerinden karar verirler" hükmü gelmektedir. Gerçi hakemlerin büyük bölümü bu sınırlamayı aşmakta, dosyada eksik belgeler varsa tarafları bunları tamamlatmakta iseler d€, bunu yapmayanlar da vardır. Bizce Yasanın bu hükmü değiştirilmeli; aynı maddenin 23.fıkrasındaki "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, Hukuk Yargılama Yasası'nın hükümleri, sigortacılıkta tahkim hakkında da kıyasen uygulanır" açıklamasına işlerlik kazandırılarak, 6100 sayılı HMK'nun "Tahkime" ilişkin hükümleri sigortacılık tahkiminde, gerekli olduğu yer ve durumlarda uygulanmalı; hakemler, hakimler gibi, daha rahat ve geniş olanaklar içinde çalışabilmelidirler.

4- Tarafsız davranamayan hakemler listeden (süresiz) çıkarılmalıdır
a) Yasanın 30.maddesi 19.fıkrasına göre: "Sigorta hakemleri ve raportörler tarafsız olmak zorundadır. Aynı maddenin 11. fıkrasına göre, Tahkimde görevli hakemin tarafsızlık ilkesine aykırı hareket ettiği tespit edilmişse sürekli olarak listeden silinir.
b) Ancak listeden silme işlemi konusunda tek yetkilinin komisyon müdürü olacağı hükmüne karşıyız. Hiç olmazsa buna İtiraz Hakem Kurulu (tarafları dinleyerek) karar vermelidir.

5- Hakemler "taleple bağlılık" ilkesine uymak zorundadırlar
Sigorta kökenli hakemler, daha başlangıçta, henüz tarafların hiç bir beyanı olmadan hakem kurulu kararlarına karşı çıkmakta, karşı görüş belirtmektedirler. Örneğin, henüz taraflar bir itirazda, bir istekte bulunmamış olmalarına, daha ortada bir bilirkişi raporu olmamasına karşın, bazı hakemler, baştan görüş belirtmekte, Yargıtay'ın yukarda açıklanan kararlarına, yargıda uygulanan yöntemlere baştan karış çıkarak "tazminat öyle hesaplanmaz, böyle hesaplanır" türünden açıklamalar yapmakta; hatta bazıları kendi görüşlerine göre düzenledikleri hesap raporlarını örnek olarak dosyalara koymakta; yani baştan görüş açıklamaktadırlar.
Bütün bunlar doğru değildir ve yasalara aykırıdır. Önce Yasanın 30.maddesi 19. fıkrasına aykırı davranmış olmaktadırlar. Daha sonra gene aynı maddenin 23. fıkrasının yollamasıyla HMK hükümlerine aykırı hareket etmektedirler. Oysa hakemler, hakimler gibi görev yapmak, 6100 sayılı HMK. 26.maddesindeki "taleple bağlılık" ilkesine uymak zorundadırlar. Anılan madde hükmüne göre, hakimler gibi hakemler de, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdırlar; onların söylemedikleri bir şeyi söyleyemezler, onların itiraz etmedikleri bir hususa itiraz edemezler.

6- Avukatlık yapan ve sürekli tahkime başvuran kişilerin de kendiliklerinden hakemlikten çekilmeleri, onlar için onurlu bir davranış olacaktır.
Tepkiyle karşılaşacağını bildiğimiz bu önerimizi, dürüstlük ilkesi ve avukatın saygınlığı adına ileri sürüyoruz. Bize göre, çıkar ilişkileri söz konusu olduğunda böyle yapılmalıdır.

7- Sigorta şirketlerinin avukatları aynı savunmaları yinelememelidirler
Bir hukukçu için davacı vekili olmak kadar, davalı vekili olmak da önemlidir ve eğer özenle yapılırsa itiraz edilecek çok şey vardır. Ancak görüyoruz ki, sigorta şirketlerinin avukatları birbirlerinden kopyalama ve hiç bir işe yaramayan ve hep aynı sözleri içeren cevap dilekçelerini yinelemekten öte bir işlev yapmamaktadırlar. Artık bazı gereksiz itirazlara son vermelidirler.
Örneğin, bir trafik kazası iş kazası olamayacağına, 5510 sayılı Yasada iş kazasının sınırları çizildiğine göre SGK'dan gelir bağlanıp bağlanmadığının soruşturulması istenmemeli; hele küçük bir çocuk ölmüşse ana babaya SGK'dan gelir bağlanıp bağlanmadığı türünden savunmalarla gülünç duruma düşülmemeli; her olayda hatır taşımasının varlığı ileri sürülmemeli; artık Yargıtay'ın görüşleri belli olduğuna göre işleten ve sürücü yakınlarının tazminat hakları bulunmadığı yönünde savunma yapılmamalı; sakatlık raporlarına karşı nasıl itiraz edileceği Yönetmeliklerde belirtilmiş olmasına göre bunlara boş sözlerle itiraz edilmemeli; destek tazminatı veya beden zararları konusunda bugün Avrupa ülkelerinde bile terkedilmiş ve geçerliğini yitirmiş bir takım tanımlar ileri sürülerek tazminat hakları olmadığı türünden yararsız savunmalar yapılmamalı; şu hiç bir işe yaramayan "kabul anlamına gelmemek üzere" tekerlemesine bir son verilmeli; dilekçeler boş sözlerle doldurulup okunmaz hale getirilmemelidir. Şurası iyi bilinmeli ki, sayfalar dolusu uzun dilekçeleri başta hakimler, kimse okumamaktadır.

8- Sakatlık raporlarına itirazlar iyi öğrenilmeli; Tahkimdeki incelemelerde zaman kaybına neden olunmamalıdır.
Sigorta şirketleri, sakatlık raporlarına karşı, özel tıbbi danışmanlık şirketlerinden görüş alarak itiraz etmekte ve bu özel raporlara göre tazminat ödemek gibi bir yanlışa düşmektedirler. Bunu Tahkimde bazı hakemler de yapmışlar ve bu özel raporlara göre karar oluşturmak istemişlerdir. Oysa bütün bunlar doğru değildir. Raporlara nasıl itiraz edileceğini, buna ilişkin Hazine Müsteşarlığı’nın 2010/28 sayılı genelgesi ile Sağlık Bakanlığı’nın .09.2010 tarih ve 37549 sayılı yazısını yukarda VI/4’de açıkladık.

 
Arabul
Özel Arama
Kimler Sitede
Şu anda 441 konuk çevrimiçi