Anasayfa

TRAFİK KAZALARINDA KUSUR İNCELEMESİ

                           TRAFİK KAZALARINDAN KAYNAKLANAN
                                      TAZMİNAT DAVALARINDA KUSUR İNCELEMESİ
                                                                                                                                 ÇELİK AHMET ÇELİK

I- KUSUR

1- Tazminat ölçüsü olarak kusur
           Kusur, öğretide, hukuk düzeninin kınadığı, hoşgörmediği, hukuka aykırı davranış biçimi olarak tanımlanmaktadır. Konumuz yönünden kusuru "Sorumluluk Hukukunun temel ilkelerine, toplumun değer yargılarına ve yürürlükteki yasaların emredici hükümlerine aykırı eylem ve davranışlar" olarak da tanımlayabiliriz.

Tazminat hesaplarında “kusur” temel ölçülerden biridir. Kusursuz sorumluluklarda dahi, bazı ayrık durumlar dışında, kusur (sorumluluk) ölçüsü belirlenmek gerekmektedir.

Kusur incelemesi yapılırken, eylemin yasa, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen kurallara aykırılığını saptamak yeterli olmayıp, ayrıca hangi eylem ve davranışın zararı doğurduğu üzerinde durulmalıdır. Bir eylem ve davranış, kurallara aykırı olmakla birlikte, zarar bu eylemin sonucu değilse, eylem ile zarar arasında "nedensellik bağı" kurulamıyorsa, kurallara aykırı davranan kişi, zarardan sorumlu tutulamaz.

Örneğin, alkollü araç kullanmak kurallara aykırı ve yasaktır. Ancak kazanın nedeni alkol değilse, o kişi zararlı sonuçtan sorumlu tutulamaz. Bunun gibi, sürücü belgesi olmayan bir kimse kazaya karışmış olup da, kazanın nedeni, bir başka sürücünün tam kusurlu eylemi ise, ehliyetsiz sürücü zararlı sonucun sorumlusu olmaz.

Bir başka örnek: Trafik kurallarına göre, yan yoldan çıkan araç, ana yoldan geçene öncelik tanımalıdır. Ancak ana yoldan gelen çok hızlı araç, yan yoldan çıkan araca çarpıp içindekileri öldürmüşse, burada kazanın asıl sorumlusu hızlı araç kullanan olacaktır. Çünkü yan yoldan çıkanların, ana yoldan son hızla gelen aracı algılamaları olanaksızdır. Öte yandan sürücü hız kurallarına uysaydı, maddi hasar ve yaralanma ile geçiştirilecek kaza, ölümle sonuçlanmayacaktı.
             Trafik kazalarında kusur değerlendirmesi için görevlendirilen bilirkişilerin çoğu, yalnızca trafik kurallarına uyulup uyulmadığı yönünden değerlendirme yapmakta, eylem ile zararlı sonuç arasındaki nedensellik bağını, zararın hangi eylem ve davranıştan doğduğunu dikkate almamaktadırlar.

Trafik kazalarında “kusur”ögesi temel ölçüdür ve bu genellikle sürücü veya yardımcı kişilerin kusurudur. 2918 sayılı KTK’nun 85/Son maddesine göre “İşleten, sürücünün veya yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu” olduğundan ve bu sorumluluk Yasa’nın 91 ve devamı maddelerine göre belli bir sınıra kadar sigortacı tarafından üstlenilmiş bulunduğundan, tümü için sorumluluğun ölçüsü “kusur oranı”dır.
              Motorlu araç işletenler ve taşımacılar teknik arıza nedeniyle de sorumludurlar. Her ne kadar motorlu araç işletenlerin sorumluluğuna "tehlike sorumluluğu" denilmekte ve bu tür sorumluluklar "kusursuz sorumluluk" olarak nitelenmekte ise de, tazminat hesaplarında söz konusu değer ölçüsü "kusur oranı" dır.


2- Kusurun türleri
                 Sorumluluk Hukukunda kusur, "kast" ve "ihmal-taksir" olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrım Ceza Hukuku yönünden önemli ise de, tazminat davalarında ister kasten ister ihmal sonucu zarara neden olunsun, sonuç değişmez; eylemi gerçekleştiren veya eylemlerden sorumlu kişiler zararı gidermekle (tazminat ödemekle) yükümlüdürler.

Ceza yasalarına göre "suç" olan bir eylem eğer "zarar" doğurmamışsa, yalnızca ceza yaptırımını gerektirir; tazminat söz konusu olmaz. Trafik suçları değerlendirilirken bir zarar doğup doğmadığına bakılır. Örneğin alkollü veya ehliyetsiz olarak ya da aşırı hız yaparak, trafik kurallarını çiğneyerek tehlikeli bir biçimde araç kullanmak ceza yasasına göre suçtur. (5237/TCK.179/2-3) Ancak, suç olan bu eylemler sonucu bir zarar doğmamışsa, örneğin ölüme neden olma (TCK.m85) ya da bedensel zarar (TCK.m.89) veya maddi hasar söz konusu değilse, Sorumluluk Hukuku yönünden bir "kusur" değerlendirmesine gerek bulunmayacaktır.
Tazminat davalarında kusurun "kast" türü değil, ihmal (taksir) türü söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fillere ilişkin 49.maddesinde "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür" denilmiş olması, önceki 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41.maddesindeki "Gerek kasten gerek ihmal ve tedbirsizlik sonucu..." biçimindeki tanıma yer verilmemesi son derece doğru olmuştur. Özellikle trafik kazalarında "kasıtla" değil, "taksirle" zarara neden olunmaktadır.

2918 sayılı KTK'nun 91.maddesine göre yaptırılması zorunlu Trafik Sigortası Genel Şartları'nın "Sigortacının rücu hakkına ilişkin" B.4 maddesinde "kasti hareket"ten sözedilmiş olması yanlıştır. Bize göre "kasti hareket" bir trafik olayı değil, sürücünün motorlu taşıtı bir "suç aygıtı" olarak kullanmasıdır. Nitekim yargıya yansıyan somut olaylarda, öldürme veya yaralama kastıyla hasmın üzerine araç sürülmektedir. Böyle bir durumda yaralanan hasma veya ölürse yakınlarına sigorta tazminatı ödenmemeli; hataen ödenmişse işletene rücu edilememeli; hataen ödeme yapılan kişiden geri istenmelidir.

3- Kusur ve zarar ilişkisi
Ceza Yasalarına göre suç sayılan eylemler cezalandırılırken ve Trafik Yasasına göre kurallara aykırı hareketlere para cezası uygulanırken, bunlar bir "zarar" doğurmamışsa, Sorumluluk Hukukunun konusu olamaz. Bir tazminat davasında kusurun bir "zarara" neden olduğu kanıtlanmalı; başka bir anlatımla, "kusur" ile "zarar" arasında uygun nedensellik bağı kurulabilmelidir. Bu bağ kurulduktan sonradır ki, kusurun "derecesini" öteki deyişle "kusur oranını" belirleme aşamasına gelinecektir. Buna göre:

a) Haksız eylem veya hukuka aykırı olarak nitelenebilecek bir "olay" olmalıdır.
b) Bu olay sonucu bir "zarar" doğmalıdır.
c) Bu olayı yaratanlar yasalara göre suçlu ve kusurlu bulunmalıdır.
ç) Zarar, işlenen suçun veya kurallara aykırı hareketin sonucu olmalıdır.
d) Zarar ile hukuka aykırı eylem arasında uygun nedensellik bağı kurulabilmelidir.

4- Kusur incelemesinde sıra
Yukardaki sıralamaya göre, bir tazminat davasında kusur incelemesi yapılırken şu sıra izlenmelidir:
a) Önce, zararlı sonucu doğuran kusurun "varlığı" saptanmalıdır.
b) Kusurun varlığı saptandıktan sonra "nedeni" araştırılmalı; hangi davranışın yasalara, hukuka ve kurallara aykırı olduğu belirlenmelidir.
c) Kusurlu sayılmanın yasal dayanakları gösterilmelidir. Ceza yasalarına göre suç niteliği, hangi yasanın hangi maddesine aykırılık oluşturduğu; Trafik Yasasına göre hangi kural ve kurallara aykırı hareket edildiği ve bu aykırılığın zararlı sonucu doğurma nedeni belirlenmelidir.
d) Bütün bu aşamalardan geçildikten sonra, nedenleri ve dayanakları belirtilmek suretiyle "kusur oranı" saptanmalıdır.

II-HUKUK MAHKEMESİNDE KUSUR İNCELEMESİ

1- Genel olarak
6098 sayılı TBK.74.maddesi (önceki 818/BK.m.53) uyarınca, hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasında “kusurun varlığını” araştırmada yetkileri sınırlı olan hukuk hakimi, “kusurun derecesini ve zarar tutarını belirlemede” tam bağımsız kılınmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında “Ceza mahkemesinin kararı, kusurun değerlendirilmesi ve zarar tutarının saptanması konularında hukuk hakimini bağlamaz.” denilmiştir. Görüldüğü gibi, hukuk hakiminin kusurun varlığını ya da yokluğunu belirlemede yetkileri sınırlı ve ceza mahkemesinin saptamalarıyla bağlı; buna karşılık kusurun derecesini ve zararın kapsamını değerlendirme yönünden yetkileri sınırsız ve kararlarında bağımsızdır. Aşağıda bu çerçevede, tazminat davalarında kusur inceleme ve değerlendirmesinin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin görüşler belirtilecek ve açıklamalarda bulunulacaktır.

2- Tazminat davalarında kusurun belirleyici işlevi
Kusur, tazminatın miktarını ve kapsamını belirlemede ilk ve en et¬kin unsur olmasına karşın, çoğu tazminat davalarında kusur incelemesine gereken önemin verilmediğini, yeterince araştırma yapılmadığını ve değerlendirmelerde yanılgıya düşüldüğünü gözlemlemekteyiz. Oysa, davacıların haksız eylem sonucu uğradıkları “zarar”ın ne kadarını davalılardan isteyebilecekleri, başka bir deyişle, “tazminat”ın miktarı kusurla belli olacaktır. Zararın miktarı ve kapsamı ne olursa olsun, kusur varsa ödenmesi gerekli bir tazminat olacak, kusur yoksa dava reddedilecektir. Öte yandan kusur fazlaysa tazminat yüksek çıkacak, kusur azsa tazminat düşük olacaktır.
Bu nedenlerle, tazminat davalarında öncelikle kusur konusu en başta ele alınıp, titizlikle incelenmeli; nedensellik bağına (neden-sonuç ilişkisine) ağırlık verilerek en doğru ve en adaletli bir sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır.

3- Kusur incelemesi için gerekli belgeler ve bilgiler
Hukuk mahkemesinde açılan tazminat davalarında, dilekçe ve ilk itiraz aşamaları geçildikten ve ön inceleme aşaması tamamlanıp, taraflar tüm delillerini sunduktan sonra, tarafların istemesi ve yargıcın da gerekli görmesi durumlarında, kusur belirleme yönünden bilirkişi görevlendirilecektir. İncelenecek ve değerlendirilecek belgeleri şöyle sıralayabiliriz:

a) Kaza tutanakları
Öncelikle kazanın oluş biçimiyle ilgili tutunaklar incelenmek gerekecektir. Bunlar Trafik Kazası Tespit Tutanağı ve eki olay yeri krokisi, sürücülerin ve görgü tanıklarının sıcağı sıcağına alınmış ilk ifadeleri, kaza yerleşim yerlerinden uzak bir yerde olmuşsa Jandarma görevlileri tarafından düzenlenen tutanaklar ve benzerleridir. Bunlara günümüzde teknolojinin sağladığı mobese kayıtlarını, olay yerinde bulunanların, kazaya karışanların ve bir takım meraklı kişilerin cep telefonlarıyla çektikleri görüntüleri de eklemeliyiz.

b) C. Savcılığı Soruşturma dosyasındaki belgeler
Kolluk güçlerinin işlemlerinden ayrı olarak C.Savcılığı’nca alınan ifadeler ile yeniden toplanan veya taraflarca sunulan kanıtlar, olay yerinde inceleme yapılmışsa keşif tu¬tanağı ve bilirkişi raporu, ceza davası açılmışsa iddianame ve herhangi bir nedenle dava açılmasına gerek görülmemişse, yani “kovuşturmaya yer olmadığı kararı” verilmişse,buna ilişkin takipsizlik dosyası.

c) Ceza mahkemesi dosyasındaki belgeler ve duruşma tuta¬nakları
Ceza davası açılmışsa, hangi aşamada olduğu saptandıktan sonra, kusur incelemesi için gerekli tüm belgelerin birer sureti ile sanıkların, suçtan zarar görenlerin ve görgü tanıklarının ifadelerini ve yargılama seyrini içeren duruşma tutanakları, ceza mahkemesince keşif yapılmışsa ve bilirkişi görevlendirilmişse keşif tutanağı ile bilirkişi raporu.
Çoğu mahkemeler ceza dosyasını getirtip uzun süre (hatta yıllarca) ellerinde tutmakta; kendilerine de yük olmaktadır. Bu, eski bir alışkanlıktır. Doğrusu bugünü teknik olanaklarla gerekli belgelerin fotokopileri alınıp, ceza dosyasının mahkemesine geri gönderilmesidir.

ç) Taraf tanıkları
Taraflar, ceza davasında dinlenen görgü tanıklarını hukuk mahkemesinde yeniden dinletmek isteyebilecekleri gibi, ayrıca olayla ilgili yeni tanıklar bulmuşlarsa onları da dinletebilirler.

d) Kusur oranlarını etkileyebilecek başka kanıtlar
Taraflar, kaza tutanaklarına yansımayan veya tutanaklarda yanlış belirlenen hususlarda yeni kanıtlar ileri sürebilirler. Örneğin, olay günü hava ve yol durumu kaza tutanaklarında yanlış gösterilmiş olabilir. Ana yol-yan yol ayrımı yanlış olabilir. Yaya geçitleri, üst geçitler, kavşaklar, banketler, park ve duraklama yerleri, işaret levhaları, ışıklandırma sistemleri krokide gösterilmemiş veya yanlış çizilmiş olabilir. Bütün bunlarla ilgili tarafların ileri sürdükleri hususların araştırılıp incelenebilmesi için, ilgili yerlere (Trafik şubelerine, Karayolları idaresine, Belediyelere, il trafik komisyonlarına) yazılar yazılarak gerekli belge ve bilgiler derlenmelidir.

4- Tazminat davalarında kusur belirlemede ölçü “nedensellik bağı”dır.
Tazminat davalarında önemli olan zarar ile eylem arasındaki neden-sonuç ilişkisidir. Ceza mahkemelerinde ise eylemin ceza yasalarında yazılı kurallara aykırı olup olmadığı, ceza verilmesini gerektirir bir suç işlenip işlenmediği araştırılır. Bu yüzden ceza mahkemelerinde, zararı doğuran eylemin sonuca etkisi üzerinde fazlaca durulmamakta, kusur incelemesi eksik bırakılmakta ve zarar hesabında gözetilecek sorumluluk etkenleri yeterince değerlendirilmemektedir.
Ceza davalarında aranan kurallara aykırılık, zararın doğumu için doğrudan değil de dolaylı etken ise de, tazminat davalarında ayrıca eylem ile zarar arasındaki nedensellik bağı, başka bir deyişle, eylemin zarar oluşmasına etki derecesi araştırılmalı ve kusur dağılımı buna göre yapılmalıdır. Örneğin, bir trafik olayında yan yoldan çıkan aracın ana yoldan geçene öncelik tanıması kuralına göre belirlenen kusur oranları, zararlı sonucu doğuran etkenler açısından yapılan bir değerlendirmede değişebilir ve farklı bir kusur dağılımı gerektirebilir. Ceza davasında yan yoldan çıkan araç sürücüsü kurallara aykırılık yönünden birinci derecede kusurlu sayılsa bile, eğer ana yoldan geçenin hız sınırını aşması yüzünden araç hasarı ile atlatılabilecek bir kaza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanmışsa, nedensellik bağı yönünden yapılacak bir değerlendirmede, ana yoldan geçen ve hızlı araç kullanan sürücüye daha fazla bir kusur yüklemek gerekecektir. Çünkü, ölüm ve yaralanmada ana etken aracın hız sınırını aşması durumudur.
Ceza hukukunun sorumluluk kurallarına göre hafif kusur olarak nitelenen bir eylem, hukuk mahkemesinde zararın türü ve fazlalığı yönünden ağır kusur olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle hukuk hakimi TBK.74 (BK.53) uyarınca zararı ve kapsamını araştırırken ceza davasında alınan kusur raporunu eksik ve yetersiz bulursa, eylemin, zararın doğumuna ve büyüklüğüne etkilerini temel alarak yeniden bir kusur incelemesi yaptıracak ve kusur oranlarını yeniden belirleyecektir.

5- Bilirkişi seçimi ve raporların değerlendirilmesi
a) Uygulamada kusur incelemeleri, tek veya üç kişiden oluşan teknik bilirkişilere yaptırılmakta; hukuk bilgisi olmayan bu bilirkişiler, bir tazminat davasında zararın doğumu için gerekli olan neden-sonuç ilişkisini (nedensellik bağını) belirlemekte yetersiz kalmaktadırlar. Raporlarda genellikle kusur dağılımının ölçüsü “kurallara uymazlık” olmaktadır. Oysa, kullara aykırı davranılmış olsa bile, zararı doğuran eylem ile kurallara uymazlık arasında neden-sonuç ilişkisi kurulamıyorsa, kusuru başka yerde aramak gerekmektedir. Örneğin, yukarda verdiğimiz örnekte olduğu gibi, ana yoldan geçene yan yoldan çıkanın öncelik tanımamış olması can veya mal zararının nedeni değilse, zararı doğuran eylem ana yolda hız sınırının aşılmış olması ise, kusur, yan yoldan çıkana değil, ana yolda sürat yapana verilecektir. Bir başka örnekte, aşırı alkollü araç kullanmak trafik kurallarına aykırı ise de, eğer kazanın nedeni aşırı alkollü olmak değil de, karşı araç sürücüsünün kusurlu eylemi ise, nedensellik bağı buna göre kurulacak; kusur, alkollü sürücüye değil, zararın doğumuna yol açan sürücüye verilecektir.

b) Ceza dosyasındaki bilirkişi raporları ile hukuk mahkemesindeki bilirkişi raporları arasında fark bulunması doğal karşılanabilir ise de, kimi zaman hukuk mahkemesinde aynı olayla ilgili raporların birbirine benzemediği, giderek, aynı bilirkişi kurulunun daha önce başka bir dosyaya verdiği rapora bütünüyle aykırı rapor düzenlediği de görülmektedir.
Dahası, hukuk mahkemesinde ikinci ve üçüncü rapor alınmasını gerektiren durumlarda, çoğu kez raporlar arasında benzemezliği anlamak ve kavramak zor olmaktadır.
Kimi zaman da bilirkişiler, önceki raporları değiştirmeksizin yinelemekle yetinmekte; bu konuda Adli Tıp Kurumu Trafik Dairesi’nin, iş yoğunluğundan olsa gerek, zaman zaman önceki raporların onay makamı gibi davrandığı görülmektedir.

c) Bize göre, hukuk mahkemesine verilen raporlardaki en önemli eksiklik, zarara neyin ve hangi eylemin yol açtığının gereği gibi saptanamaması, neden-sonuç ilişkisinin yeterince irdelenmemesidir. Bu nedenle, görevlendirilecek bilirkişiler arasında mutlaka “konunun uzmanı” bir hukukçuya da yer verilmelidir. Böylece, trafik uzmanları ile uzman hukukçudan oluşacak bilirkişi kurulu tarafından, hem trafik kurallarına aykırı davranışlar (tedbirsizlik, dikkatsizlik, meslek ve sanatta acemilik, yasa, yönetmelik ve yönergelere uymazlık) incelenecek ve hem de bu davranışların zararın doğumunda ne derece etken oldukları araştırılıp nedensellik bağı kurulabilecektir.

Yargıtay’ın bazı bozma kararlarında, uyuşturucu ve keyif verici maddelerin veya alkolün etkisiyle güvenli sürme yeteneğini kaybettikleri ileri sürülen araç sürücülerinin bu durumlarının saptanması ve kazanın bu yüzden meydana gelip gelmediğinin araştırılması için, bilirkişi kurulunun nöroloji uzmanı, trafik uzmanı ve hukukçudan oluşturulmasını öngördüğü görülmektedir. Yalnız bu konuda değil, tüm kusur incelemelerinde farklı uzmanlık dallarının bir araya getirilmesinin daha doğru olacağı kanısındayız.

6- Raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi gerekliliği
Gerek ceza dosyasındaki bilirkişi raporları ve gerekse hukuk mahkemesinde birkaç kez alınan raporlar arasında aykırılık varsa, çelişkiler giderilmeden kesin bir sonuca varmak doğru olmayacaktır. Bir Yargıtay kararında denildiği gibi, hukuk hâkimi ceza mahkemesinde alınan kusur raporuyla bağlı değilse de, yeniden yaptırılan inceleme sonucu iki rapor arasında yüzde yüz belirgin farklılık varsa, bunun nedenleri araştırılmalı ve üçüncü bir raporla farklılık giderilmelidir. Bu arada ceza mahkemesi kararı ile bu karara dayanak yapılan bilirkişi raporunun, hukuk davasında önemli bir kanıt oluşturduğu gözardı edilmemelidir.

7- Keşif yapılmasını gerektiren durumlar
Uygulamada, gerek ceza davasında ve gerekse hukuk davasında, çoğunlukla, olay yerinde keşif yapılmamaktadır. Oysa, kimi zaman keşif gerekli ve zorunlu olmaktadır. Özellikle, kaza raporlarında krokinin yetersiz kaldığı ve eksik çizildiği durumlarda olay yeri görülmeli, yol durumu, geçitler, kavşaklar, trafik işaretleri, ışıklar, ana ve yan yollardaki trafik akışı yakından gözlemlenmeli, kazayı etkileyen koşullar incelenmelidir. Kimi zaman tanık anlatımlarının daha iyi anlaşılabilmesi için olay yerinde dinlenmeleri yararlı olmaktadır.
Ayrıca, taraflardan biri, olay yerinin bazı özelliklerinin krokide işaretlenmemiş ve tutanaklarda açıklanmamış olduğunu, örneğin yol çizgilerinin, kavşakların, yakındaki alt veya üst geçitlerin krokide gösterilmemiş ve tutanakta belirtilmemiş olduğunu ileri sürmüşse, bütün bunların olay yerinde keşif yapılarak görülmesi gerekecektir.
Bize göre, kırsal bölgelerde meydana gelen trafik kazalarında kroki ve tutanaklar son derece yetersiz ve yanlış olduğundan, mutlaka keşif yapılmalı ve olay yeri görülmelidir.

8- Ceza davasındaki bilirkişi raporlarının dikkate alınmasını gerektiren durumlar
Türk Borçlar Kanunu 74. maddesine (BK.53) göre hukuk hâkimi, kusurun derecesi ile zararın miktarını belirlemede, ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı değilse de, ceza mahkemesinde toplanan kanıtları ve maddi olguları dikkate almak zorunda olduğundan ve raporlar arasındaki açık farklılıklar adalete olan güveni sarsabileceğinden:

a) Ceza davasında sanık kusurlu bulunup mahkûmiyet kararı verildikten ve karar kesinleştikten sonra, hukuk mahkemesinde görevlendirilen bilirkişinin, davalının kusursuz olduğuna ilişkin raporuna dayanılarak davanın reddine karar verilemez.

b) Bu durumda yapılacak iş, ceza dosyasındaki kusur raporu ile hukuk mahkemesinde alınan bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi, iki rapor arasındaki farkın nedenlerinin gösterilmesidir. Bunun için en uygun seçim, uzmanlardan oluşan üç kişilik bilirkişi kurulundan gerekçeli rapor istenmesidir.

c) Yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılırken, ceza mahkemesinde toplanan kanıtların, tanık anlatımlarının ve somut olayın özelliklerinin ayrı ayrı ele alınması, ceza dosyasındaki bilirkişi raporunda neden farklı sonuca varıldığının ayrıntılarıyla açıklanması istenmeli; yeniden kusur dağılımı yapılırken bunun gerekçeleri gösterilmelidir.

d) Bir kez daha belirtelim ki, raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeye çalışılırken, hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasında asıl saptanması gereken hususun, zararı doğuran eylemin niteliği olduğu, başka bir deyişle, asıl amacın eylem ile zarar arasındaki neden-sonuç ilişkisinin açıklığa kavuşturulması olduğu, kusur dağılımının buna göre yapılması gerektiği unutulmamalıdır.

9- Hukuk hâkiminin, ceza davasındaki bilirkişi raporu ile bağlı olmadığı durumlar
Hukuk hakimini, kendisinin yaptırmadığı ve fakat başka bir amaçla ve başka bir görüş açısından yaptırılan inceleme sonunda elde edilen “kusur” ve derecesiyle bağlı saymak, hem yukarda değinilen yasa hükümlerine aykırı ve hem de tarafların haklarını ihlal edici bir görüşün ifadesidir. Aksi halde HMK.198 (HMUK.240) maddesinde yer alan (...hakim delilleri serbestçe takdir eder) hükmü ve bilirkişi incelemesi ile HMK.281 (HMUK.283) maddesinde yer alan (Hakim raporda eksik ve anlaşılmaz gördüğü yönleri tamamlatmak ve açıklatmak için bilirkişiye yeni sorular yöneltebilir. İki taraf dahi eksik ve anlaşılmaz yönler hakkında bilirkişiden açıklama alınmasını raporun kendilerine tebliği tarihinden başlayarak bir hafta içinde yargıçtan yazılı olarak isteyebilirler) ve HMK.281.maddesinin3.fıkrasında (HMUK. 284.maddesinde yer alan (Gerçeğin ortaya çıkması için gerek görürse hakim, önceki ve yeniden seçeceği bilirkişiler aracılığıyla yeniden inceleme yaptırabilir.) biçimindeki hükümlerine taban tabana zıt bir uygulama ortaya çıkmış olur.
Bu nedenlerle, ceza mahkemesindeki bilirkişi raporuyla bağlı kalmaksızın, hukuk hakimi, tarafların istemlerini ve varsa yeni kanıtları da dikkate alarak (kesin bir sonuç alınıncaya kadar) bir veya birkaç kez bilirkişi incelemesi yaptıracaktır.

10-Ceza davasının sonucu beklenmeli midir?
Hukuk hâkimi ceza davasının sonuçlanmasını beklemeli midir? Başka bir deyişle, ceza davası sürmekte iken, hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasında, hâkim, ceza davasını “bekletici sorun” yapmalı mıdır?
Bu konuda farklı görüşler ileri sürülmüş olup, bir görüşe göre “bekletici sorun” bir davada davalı tarafından ileri sürülen bir hususun, davayı gören mahkemenin görevi dışında kalması durumunda söz konusu olabilir. Oysa, haksız eylem nedeniyle açılan tazminat davalarını çözmek bütünüyle hukuk yargıcının görevi içindedir. Kaldı ki, bir “bekletici sorun” savı karşısında kalan dava yargıcının bile, görevi dışındaki bu savın mutlaka görevli mahkemede çözülmesini bekleme yükümlülüğü yoktur. Kendisi de bir çok durumlarda ileri sürülen savları karara bağlayabilir.

Ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiği görüşünde olanlara göre ise, BK. m.53 gereğince hukuk hakimi, ceza mahkemesinin mahkumiyet kararıyla veya suçun işlenmediğine ilişkin kesin aklama kararıyla bağlıdır. Öte yandan, gene BK. m.53’e göre, olayın ne yolda meydana geldiğine ilişkin ceza hakiminin saptamaları da hukuk hakimini bağlar. Tüm bu nedenlerle ceza davasının sonucu beklenmeli ve çıkacak sonuca göre karar verilmelidir. Öte yandan, ceza ve hukuk mahkemelerinin verecekleri kararlar arasında, aynı olay için, ayrı ayrı sonuçlar doğmasını önlemek, sonuç ve görüş birliğini sağlamak için “bekletici sorun”un kabulünde zorunluluk vardır. Çünkü, iki mahkeme kararı arasındaki çok açık farklılıklar adalete olan güveni sarsabilir.
Ceza davasının beklenmesi gerektiğine ilişkin görüşleri savunanlar, TBK.74 (BK.53) maddesini ve iki mahkemenin konularının ve amaçlarının farklı olduğunu; ceza hukukunda suçluluk için “kast” ve “taksir” öğelerinin esas alındığını, tazminat davalarında ise “kusur” ve “sorumluluk” arandığını gözardı etmektedirler. Kuşkusuz, ceza dosyasında toplanan kanıtlar, bu kanıtlara dayanan kesin mahkûmiyet veya aklama kararları hukuk davasında dikkate alınmak zorundadır. Ancak bu zorunluk, zarar sorumlularından tazminat istenmesine engel olmayacaktır. Eğer eylem, ceza hukuku yönünden suç oluşturmasa veya kanıt yetersizliğinden aklama kararı verilmiş olsa bile, zararın doğmasına neden olmuşsa; başka bir deyişle, eylem ile zarar arasında neden-sonuç ilişkisi varsa, hukuk hâkimi tazminat ödenmesine karar verecektir.
Bize göre, ceza-hukuk ilişkisinde ortalama bir yol izlenmelidir. Buna göre:

a) Hukuk hâkimi, kusurun varlığını ve derecesini belirlemede bağımsız ise de, ceza davasında toplanan kanıtları, maddi olguları ve eylemin hukuka aykırılığını saptayan kararları dikkate almak zorunda olduğundan, ceza davası daha önce açılmış ise, en azından kanıt toplama aşamasının tamamlanmasını beklemelidir. Buna karşılık, ceza davasındaki kusur incelemesinin sonuçlanmasını ve kararın kesinleşmesini beklemek gereksizdir.

b) Buna karşılık, hukuk mahkemesinde tazminat davası açılmış ve ileri bir aşamaya gelinmiş olup da, ceza kovuşturması uzamış ve henüz ceza davası açılmamışsa veya türlü nedenlerle açılması gecikecek ise, artık beklemek söz konusu olmamak gerekir. Çünkü, Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, haksız eylemin aynı zamanda cezalandırılabilir bir suç niteliğinde sayılması için ceza davası açılmış olması ve mahkumiyet kararı verilmiş bulunması şart değildir. Ayrıca, hukuk hakiminin, eylemin suç niteliğini doğrudan araştırma yetkisi bulunmaktadır.

11- Raporlara itirazların incelenmesi ve değerlendirilmesi
Tarafların raporlara itirazları genellikle gerekçesiz olmakta; taraf vekilleri bilirkişi raporlarına neden itiraz ettiklerini somut olarak açıklamamaktadırlar. Her ne kadar ceza davasındaki kusur raporları, hukuk mahkemesinde açılan tazminat davalarında yetersiz olabilmekte ve hukuk hakimi bunlara bağlı bulunmamakta ise de, hukukta her iddianın ispatı gerektiği kuralı gereği, itirazlar kesinlikle gerekçeli olmalıdır.
Bazı olaylarda ceza mahkemesinde alınan kusur raporlarına itiraz bir anlam taşımamaktadır. Örneğin, kırmızı ışıkta geçme olayında, yeşil ışıkta geçmekte olan yayaların bir kusuru olamayacağına göre, rapora itirazın bir yararı ve gereği olmamalıdır.

Şimdi çeşitli durumlara göre itirazları inceleyelim:

a) Taraflar ceza davasındaki bilirkişi raporuna itiraz etmemişlerse
Taraflar, ceza dosyası içerisindeki bilirkişi raporuna karşı herhangi bir itirazda bulunmayarak o raporun içeriğini aynen kabul ederlerse, o zaman hukuk hakimi, HMK.25-26 maddeleri (önceki HMUK.74-75) hükümleri çerçevesinde, tarafların talep etmediği bir hususu, kendi kendine yeniden inceleme konusu yapamaz.
Zaten böyle bir durumda, hukuk hakiminin yeni bir kusur incelemesi yaptırması bizce zaman kaybıdır.
Ancak, 6100 sayılı HMK.31.maddesine göre (HMUK.75) "Hakim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi ve hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir." Hakimin bu yetkisi çerçevesinde, zararı ve kapsamını araştırma görevi (6098/TBK.m.50/2 ve 818/BK.m.42/2) ve hakkaniyet ölçüsü belirleme işlevi gereği, (6098/TBK.51-52 ve 818/BK.43-44) taraflar istemde bulunmasalar dahi, doğrudan yeni bir (aydınlatıcı) bilirkişi raporu alabileceği kanısındayız.

Öte yandan ceza mahkemesine verilen kusur raporlarında "asli kusur-tali kusur" nitelemesi yapılıp, kusur oranları belirtilmediği için (her ne kadar bazı usul hukukçuları bu oranları doğrudan hakimin belirlemesi gerektiğini ileri sürmekte iseler de, bu görüş gerçekçi olmadığından) hukuk hakimi bilirkişi atayarak ondan "kusur oranlarını" belirten bir rapor isteyebilir. Eğer ceza mahkemesinde alınan kusur raporuna göre mahkumiyet kararı verilmiş ve bu karar Yargıtay'ca onanmışsa, hukuk hakimi bu kararla bağlı olduğundan, atayacağı bilirkişi, ceza dosyasındaki bilirkişi raporuna bağlı kalarak kusur oranları belirlemelidir.

b) Taraflar ceza davasında alınan kusur raporuna itiraz etmişlerse
Bu durumda hukuk hakimi, yeniden bilirkişi incelemesi istemlerini reddederek, ceza dosyasındaki bilirkişi raporunu “kesin delil” kabul edemez. Çünkü bu kabul şekli, hem TBK.74 (BK.53) maddesine ve hem de 6100 sayılı HMK. 281,282 maddelerinde yer alan ilkelere aykırı bir uygulama şeklidir.
Yargıtay HGK.10.01.1975 gün E.1971/T-406 K.1975/1 sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere, ceza mahkemesinde alınan bilirkişi raporu hukuk hakimini bağlamayacağı gibi (BK.m.53 ve TBK.m.74), böyle bir rapora taraflardan birinin itirazı üzerine de, hukuk hakimi, yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmak zorundadır. Çünkü, ceza davasında yaptırılan bilirkişi incelemesi ile hukuk hakiminin yaptıracağı bilirkişi incelemesi, her iki dava türünün amaç ve ilkeleri bakımından birbirlerinden çok farklı bulunmaktadır.

Hukuk hakimini, kendisinin yaptırmadığı ve fakat başka bir amaçla ve başka bir görüş açısından yaptırılan inceleme sonunda elde edilen “kusur” ve derecesiyle bağlı saymak, hem yukarda değinilen yasa hükümlerine aykırı ve hem de tarafların haklarını ihlal edici bir görüşün ifadesidir. Aksi halde (1086/HMUK.240 (6100/HMK.198.) maddesinde yer alan (...hakim delilleri serbestçe takdir eder) hükmü ve bilirkişi incelemesi ile aynı kanunun 283.maddesinde (6100/HMK.281/2) yer alan "Hakim raporda eksik ve anlaşılmaz gördüğü yönleri tamamlatmak ve açıklatmak için bilirkişiye yeni sorular yöneltebilir. İki taraf dahi eksik ve anlaşılmaz yönler hakkında bilirkişiden açıklama alınmasını raporun kendilerine tebliği tarihinden başlayarak bir hafta içinde yargıçtan yazılı olarak isteyebilirler" ve onu izleyen 284. maddede yer alan "Gerçeğin ortaya çıkması için gerek görürse hakim önceki ve yeniden seçeceği bilirkişiler aracılığıyla yeniden inceleme yaptırabilir." biçimindeki hükümlerine taban tabana zıt bir uygulama ortaya çıkmış olur.
Bu nedenlerle, ceza mahkemesindeki bilirkişi raporuyla bağlı kalmaksızın, hukuk hakimi, tarafların istemlerini ve varsa yeni kanıtları da dikkate alarak (kesin bir sonuç alınıncaya kadar) bir veya birkaç kez bilirkişi incelemesi yaptıracaktır.

c) Bilirkişi raporlarına itirazların incelenmesi
Hukuk hâkiminin, ceza dosyasındaki rapordan ayrı olarak, görevlendirdiği bilirkişiler tarafından düzenlenen kusur raporlarına tarafların itirazları haklı nedenlere dayanmalı ve gerekçeli olmalıdır. Hiçbir neden göstermeden “Raporu kabûl etmiyoruz” biçimindeki soyut itirazların dikkate alınmasına ve yeniden bilirkişi incelemesine gerek yoktur. Ancak itirazlar haklı nedenlere dayanmakta ise, yeniden bilirkişi kurulu oluşturmak ve yeni bir rapor almak gerekecektir. İki rapor arasında açık çelişki varsa ve kusur dağılımı değişmişse, üçüncü bir bilirkişi kurulundan rapor almak zorunludur.

d) Davacı vekili rapora itiraz etmezse
Davacı vekilinin rapora itiraz etmemesi, davalı yararına kazanılmış hak oluşturur ve yeniden alınacak bilirkişi raporunda davalının kusuru artmış ise, davacı bundan yararlanamayacaktır.

12-Zarar görenin kusuru yoksa, sorumlular arasındaki kusur paylaşımının ayrıntılarıyla belirlenmesi gerekmez.
a) Bazı mahkemeler bu hususa dikkat etmemekte; gereksiz bilirkişi incelemesi yaptırarak davanın uzamasına neden olmakta, kendilerinin de iş yükü artmaktadır. Bu konuda daha önce Yargıtay kararlarıyla uyarılar pek yarar sağlamamış ise de, 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 61 ve 62 nci maddeleri açık ve kesindir.

Yasa'nın "Dış ilişki" başlıklı 61.maddesine göre:
"Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır."

Yasa'nın “İç ilişki" başlıklı 62.maddesine göre:
"Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.
Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur."

Yasanın, yukardaki hükümleri tamamlayan "Dış ilişki" başlıklı 163.maddesine göre: "Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir."

Ve "İç ilişki" başlıklı 167.maddesine göre:
"Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar.
Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir."

b) Yasadaki bu hükümler karşısında zarar görenin kusuru yoksa, sorumlular arasındaki kusur oranlarının ayrıntılarıyla belirtilmesi ve bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmez. Özellikle yolcu taşımalarında, yolcunun kusura katılımı yoksa. kusur raporu alınması gereksiz ve zaman kaybıdır.

13-Tek yanlı kazalarda da bilirkişi incelemesine gerek yoktur.
Sürücünün kendi kusuruyla tek yanlı kaza yaparak ölmesi, yaralanması durumunda, kaza tutanakları ve Savcılık Soruşturma dosyasındaki bilgiler yeterli olduğundan, ayrıca bilirkişi atanmasına ve kusur raporu alınmasına gerek yoktur. Tek yanlı kazada araçta bulunanların ölümü veya yaralanmaları durumunda, eğer yolcuların kusura katılmaları söz konusu değilse; sürücü ile birlikte alkol aldıkları, alkollü olduğunu bilerek sürücünün aracına binildiği türünden iddialar yoksa, kusur incelemesi gerekmez.

14-Zincirleme kazalarda kusur değerlendirmesi
Zincirleme kazalarda, kusur yönünden, her kaza kendi içinde değerlendirilmek gerekir. Önceki kazaya neden olanlar ile ondan bağımsız sonraki kazaya neden olanlar ortaklaşa sorumlu değillerdir. Örneğin iki aracın çarpışmasından ve araçların yol kıyısına çekilmesinden sonra, olay yerine sonradan gelen araç, bu araçlardan birine çarparsa, çarpılan araç ile çarpan araç arasındaki kusur değerlendirmesi, ilk kazadaki birinci aracın sürücüsü ile ilişkilendirilmez. Daha açık bir örnek vermek gerekirse, ilk kazada arkadan çarpma sonucu öndeki araçta hafif hasar meydana gelmiş olup da, sonradan olay yerine hızla gelen üçüncü araç, hafif hasarlı araca çarpıp ağır hasara neden olmuşsa, ilk çarpan araç hafif hasardan, sonradan gelen araç ağır hasardan sorumlu olup, bu ikisinin sorumluları ortaklaşa değil, ayrı ayrı sorumlu olurlar. Bu konuda üç Yargıtay kararı:

Zincirleme kazalarda kusur yönünden her kaza kendi içinde değerlendirmeye tabi olup, sonraki kaza ile illiyetli ve her iki kazayı meydana getirenlerin sorumlulukları müteselsil değildir.
Dosya içeriğine uygun kabul şekline göre, davacının önünde, kırmızı ışık sebebiyle durmuş olan minibüse çarptığı, her iki araç çarpışmış şekilde duruyorlar iken, davalılara ait kamyonun da duramayarak davacının aracına arkadan çarptığı, bu ikinci çarpmayı takiben de davalıların aracına arkadan üçüncü kişi durumunda olan ( H.İ.K. )'nin yönetimindeki otobüsün çarptığı anlaşılmaktadır.
Bu şekildeki zincirleme çarpışma olaylarında kusur yönünden her çarpışma kendi içinde değerlendirmeye tabi olup, sonraki çarpışma ile illiyetli ve her iki çarpmayı meydana getirenlerin sorumlulukları müteselsil değildir. Bu durumda mahkemece, davacının aracına davalıların aracının çarpmasından sonra üçüncü kişiye ait bir otobüsün de davalıların aracına arkadan çarpmasının davacının aracında husule getireceği bir zarar ya da davacının aracında davalıların aracının çarpması ile meydana gelmiş olan hasarın artması sureti ile zarar ziyadeleşmesi durumu mevcut olup olmadığının, olmuş ise miktarının bilirkişiden alınacak ek bir raporla belirlenmesi ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bunun aksine olarak eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsizdir.
19.HD.19.03.1993, E.1992/7821 K.1993/2193

Zincirleme kazalarda her bir kazanın ayrı ayrı değerlendirilip tarafların kusur oranlarının belirlenmesi gerekir.
1- Davacının maliki olduğu araç, davalıların malik, sürücü ve sigortacısı oldukları araçlar ile karıştığı zincirleme trafik kazası neticesinde hasara uğramıştır. Mahkemece, tarafların itirazlarının nazara alınarak zincirleme trafik kazasında her bir kazanın ayrı ayrı değerlendirilip, tarafların kusur oranının da belirlenmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2- Davacının aracı olay yerine ikinci sırada gelmiş olup, davalılardan birinin aracına çarpması sonucu aracın ön kısmında da hasar meydana gelmiştir. Diğer davalıların araçları davacıdan sonra olay yerine gelerek davacıya ait aracın arka kısmına çarparak zarar vermişlerdir. Bu durumda davacının aracının ön kısmında oluşan hasardan dolayı diğer davalıların hangi nedenle sorumlu tutuldukları yeterince tartışılmadan eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
11.HD.02.02.2009, E.2007/11074 K.2009/1054

Kaza iki aşamalı meydana gelmişse, ayrı ayrı sorumluluğa karar verilmelidir.
Kazanın üç aracın çarpışması sonucu meydana geldiği anlaşıldığı taktirde, mahkemece eylemin aynı anda mı, yoksa iki aşamalı mı oluştuğu araştırılmalı; olay aynı anda meydana gelmişse ortaklaşa sorumluluğa, iki aşamalı meydana gelmişse her olayın oluş biçimine ve buna bağlı olarak her davalının kusur durumuna ve meydana gelen zararın kapsamına göre ayrı ayrı sorumluluğa karar verilmelidir.
4.HD.29.05.2001, E.2001/1994 K.2001/5661

15- Kaza teknik arıza sonucu meydana gelmişse
Böyle bir durumda da olay açık ve belirgin ise, kaza tutanaklarıyla ve soruşturma dosyasıyla yetinilmeli; aksi yönde bir iddia, örneğin karayolları yapım hatasının teknik arızaya neden olduğu gibi iddialar yoksa, kusur incelemesine gerek yoktur.

16- Araçtaki üretim ve onarım hatalarından kaynaklanan trafik kazaları
Trafik kazaları kimi zaman üretim veya onarım hatalarından kaynaklanabilmektedir. Eğer kazanın oluşunda sürücünün kusuru yoksa, kazanın nedeni düzenli (periyodik) bakım eksikliğinden kaynaklanan “teknik arıza” değilse, kazanın üretim (imalât) hatasından veya bakım ve onarımı yapan yetkili servisin veya tamircinin hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı üzerinde durulacaktır.

                                                                                                 ---------------------

 
Arabul
Özel Arama
Kimler Sitede
Şu anda 837 konuk ve 2 üye çevrimiçi
  • HurigülÖzcan